KAYIP FIRTINA- 13 (REWRİTE)
13: En Sevgili (Tek) Abla
"Halilintar... Hadi, okula geç kalacağız. Hali!"
Halilintar inledi ve kendisini sıcak tutan örtüye iyice gömüldü. Ancak bedenin büyük bir kısmı aşırı sıcak olmasına rağmen, elleri ve ayakları üşüyordu ve dişleri takırdıyordu.
"Hali, hadi ama! İnadın sırası değil." Onu uyandırmaya çalışan Iman sinirli ve sabırsız bir tavırla omzunu dürttü. "Dünya'dan Halilintar'a, beni duyuyor musun kardeşim??"
"Kalkmayacağım..." diye mırıldandı bitkince, gözlerini bile açmadan.
"Neden kalkamıyorsun?" diye sordu Iman bıkkınca. "Gönlünün kahyası mı istemedi?"
"Iman..." diye inledi bezgince ve ona sırtını döndü.
"Neyin var? Normal davranmıyorsun..." Iman şüpheli derecede solgun görünen kardeşine baktı ve şüphelerini kanıtlamak adına, alnına dokundu.
Nefesi kesildi.
"Hali, sen yanıyorsun!"
"Saçmalama, donuyorum şuan!" diye tersledi onu ama Iman başını iki yana salladı. "Sana öyle geliyor, çünkü hastasın. Sana demiştim değil mi?"
En nefret ettiğim şey bana 'sana demiştim' denmesidir, diye düşündü sinirle ama ağzından sadece yorgun bir, "Ugh..." çıktı. Ona döndü ve gözlerini zar zor açarak, hem yorgun, hem de yalvaran bir bakış attı. "Git, ne yapıyorsan yap ama ne olursun beni bir sal. Kendi başımın çaresine bakarım ben."
"Pekala ama şimdiden söyleyeyim, Emily de evde kalacak." dedi Iman ve tepkisini ölçmek istercesine kaşını kaldırarak ona baktı.
"O niye okula gitmiyormuş?..." diye homurdandı ve bunalmış hissederek ofladı. "O da gitsin okuluna, söyle... Yalnız kalmak istiyorum..."
Ve inanılmaz bir şekilde, Iman kabul etti!
Diğerleri çıktıktan sonra, Halilintar halsiz bir şekilde merdivenleri tırmandı ve anormal derecede sıcak bedenini yatağına bıraktı. Beş saniye dahi geçmeden de, uykuya daldı.
Birkaç kez uyandığında, kendine bir şeyler hazırlamak istedi ancak kalkmaya çalıştığında bacakları titremeye başladığı için, her seferinde uyumaya geri döndü.
Yedizler, Iman, Gelap ve Emily eve döndüğünde yanaklarında hummalı bir kızarıkla, hala uyumaktaydı.
"Of Hali, of! Ben sana dedim değil mi?" Iman hasta kardeşinin saçlarını karıştırırken, iç çekti ve ona bir şeyler hazırlamak amacıyla aşağı indi.
"Ne?" Gempa şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdı. "Emin misin? Halilintar hasta mı oldu gerçekten?"
"Evet. Sana neden böyle bir yalan söyleyeyim?" diye söylendi Iman, bir yandan Halilintar için yemek hazırlamakla meşguldü. "Ya üşüttü—ki bu çok mümkün, ya da okuldaki salgın -son zamanlarda herkesten duyuyorum- ona da bulaştı."
"Ama bu Halilintar! Aramızda bağışıklığı en güçlü olan kişi!" dedi Gempa gerçeği algılamakta güçlük çekerek.
"Biliyorum ama öyle işte." Iman tekrar iç çekti ve hazırladığı büyük bir kase çorbayla zencefilli çayı alarak, yukarı çıktı.
"Hali, kalk. Yemek getirdim."
"Hayır..." diye reddetti Halilintar içine gömüldüğü örtünün içinden çıkmadan. Çocukluk ettiğinin farkındaydı fakat umurunda değildi. Sıcacık yataktan çıkıp yemek yemek hangi hastanın işine gelirdi
Başkası için bir şey diyemezdi ama kesinlikle onun işine gelmezdi.
"Vitamine ihtiyacın var şaşkın, hadi kalk." Iman bezgince ofladı, neden kimse işini kolaylaştırmıyordu? Ne olurdu biraz kolaylaştırsalardı?!
"Midem bulanıyor Iman, midem bulanıyor... Git."
"Bu çorba içilecek." dedi Iman annelere özgü bir tavırla ve kardeşini omuzlarından tutarak zorla kaldırdı. "Hadi."
"Mmm?!" Halilintar ağzına öylece soktuğu kaşığı çıkardı ve zayıf bir öfkeyle, "Ne yapıyorsun ya, kendim yerim herhalde?!" diye çıkıştı.
"Hadi ya, ben yanlış anlamışım demek ki. Sen az önce yemeyeceğim demedin mi?" dedi Iman duygusuzca—ama bu sadece yorgunluğundan kaynaklanıyordu. "Sen yemeyeceğim dediğin için, ben sana zorla yedirmeye karar verdim."
Sonunda bir şekilde yemeği yiyen ve zencefilli çayı da içen Halilintar tekrar uyudu.
(Iman'ın yine iç çektikten sonra, uyuyan kardeşinin saçlarını okşadığından emin olabilirsiniz.)
...
"Hali?" Iman odanın kapısından başını uzattı ve gülümseyerek kardeşine baktı. "Yatacağım da, son kez seni kontrol edeyim dedim... Daha iyi misin?"
Halilintar ona kısaca baktıktan sonra, başını tekrar yastığına bıraktı ve ofladı. "Pek sayılmaz. Karnım hala bozuk ve sen bana çorba yedirip duruyorsun."
"Kusmaktan hoşlanmadığını sanıyordum." dedi Iman kıkırdayarak. "Karışık şeyler yiyince ne olduğunu hepimiz gördük, bu yüzden sana sadece çorba veriyorum. En azından kusmuyorsun."
"Evet evet, anladık herhalde..." diye iç çekti Halilintar başını sallayarak.
"Pekala, yatıyorum öyleyse. Bir şey olursa Gemma'yı değil, beni uyandır. Onu yorma." dedi Iman ve saçlarını okşadıktan sonra, kapıya yöneldi.
"Iman."
"Hm?" Iman şaşkınlıkla ona döndü. "Ne oldu Hali?"
"Yok... Yok bir şey. Boş ver." diye mırıldandı Halilintar ve ona sırtını döndü. Neyse ki hasta olduğundan dolayı yüzü zaten kızarıktı, bu yüzden bir şey anlaşılmayacaktı.
(Sanırım en sevmediği özelliği buydu, olmadık sebeplerden kızarmak)
"Ah, Hali..." Iman onun içinden geçirdiklerini sezmişçesine, buruk bir gülümsemeyle yaklaştı ve hasta olmasına aldırmadan, ona sıkıca sarıldı. "İyi ki geri döndün... Senin bir daha geri gelmeyeceğini algılamakta o kadar zorlanmıştım ki... Neyse ki... Geldin işte."
Kardeşinin alnına bir öpücük kondurdu ve onu göğsüne bastırdı. "Umursamadığımı düşünmene sebep olduysam özür dilerim... Sadece, geri döndüğüne o kadar çok sevindim ki ne yapacağımı bilemedim..."
Halilintar sessizce onu dinlemekle yetindi (e tabii, enerjisini tasarruflu kullanması gerekiyordu).
"Şimdi uyu." Iman aniden onu bıraktı ve sırıttı. "Hala hastasın."
Halilintar ona dilini çıkarttı ama tekrar yatarken gülümsemesini saklamadı. Iman'ı seviyordu... Sinir bozucuydu ama o kısmına diyecek sözü yoktu. Taufan da sinir bozucuydu ona bakarsak...
Iyy, ondan nefret ediyordu ama.
...
İki gün sonra, birlikte otururlarken, Emily kıkırdayarak, "Bakıyorum da mutlusun?" dedi ve kızaran Halilintar'a göz kırptı. "Genelde hep asık suratlı olursun. Nedir bu ani neşenin nedeni?"
"Yürü git ya..." Halilintar, ürkütücü bir merakla gözlerinin ta içine bakan Emily'i ittirdi fakat hafifçe gülümsüyordu (elinde değildi).
"Hadi Hali, bir şey düşündüğünü görüyorum."
Halilintar birkaç gündür omzunda hissettiği sızlamaya rağmen, gülümseyerek, "Öyle, günlük şeyler..." diye mırıldandı. "...Daha çok kardeşlerim."
"Size gerçekten imreniyorum; çok güzel, kalabalık bir ailesiniz." dedi Emily gözlerinde hülyalı bir ifadeyle. "Benim biyolojik bir ailem yok... Ama tabii sen varsın! Ve diğerleri. Hepiniz benim tek ve en değerli ailemsiniz!"
Halilintar onun bunu ifade etme biçimi yüzünden kıkırdadı ve farkında olmasa da, yanaklarındaki kızarıklık yavaşça yok oldu. Emily'le genellikle anlaşamazlardı ama anlaştıkları zaman... İlginç olurdu işte.
Ne olduğunu o an anlamadı, anlasa da ne olduğunu yine bilmeyecekti. Bu çok daha sonra öğreneceği bir şeydi.
Devam Edecek...
İşte bir şeyler bir şeyler. O kadar ki bölümü bitirdim XD
Herkesin Ramazan bayramı mübarek olsun! Ve ayın 26'sı Overlapping Storms'un 1. senesi, haberiniz olsun.
İyi günlerrrr, Allah'a emanetsiniz!
İletişim: mercan.tasarim11@gmail.com
Yorumlar
Yorum Gönder