KAYIP FIRTINA- 14 (REWRİTE)

 14: Dehşet-dehşet-dehşet...!

Halilintar düşüncelerini rastgele önündeki deftere yazarken, iç çekti. Riskli bir şey yaptığını biliyordu. Bu defterin bulunması halinde neler olurdu kim bilir... El yazısı aşırı temiz ve okunaklı sayılmazdı ama biraz çaba gösteren biri okuyabilirdi. Bu yüzden defterini iyi muhafaza etmeli—

Çok manidar bir şekilde odaya giren Taufan, "Ne yazıyorsun?" diye sordu ve kuşku dolu bakışlarını ona dikti.

"Şey, bir şey değil... Boş ver gitsin." dedi Halilintar gergin bir tonda fakat defteri yavaşça arkasına sakladı.

"Bildiğimi söylemiştim değil mi? Kesinlikle bir şeyler saklıyorsun." dedi Taufan soğukça, parmağını ona doğrultarak.

"Hayır, bu sadece bir günlük." dedi Halilintar kaşlarını çatarak ancak aslında sırtından soğuk terler akacak kadar gerilmişti.

"Asıl hayır sana geliyor, çünkü o günlüğe gerçekte kim olduğunu yazıyorsun!" dedi Taufan sesi öfkeyle yükselirken. Halilintar'ın dudakları dahil tüm yüzü sararırken, o sert bir ifadeyle devam etti. "Sen Halilintar değilsin. Bundan o kadar eminim ki... Senden kurtulacağım."

"Ta-Taufan..." Halilintar'ın yüzünde kalan son renk de yok oldu. Defteri aslında pek hatırlamayacağı bir yere, ranzayla duvar arasındaki boşluğa sıkıştırırken, titreyen elini kardeşine uzattı. "Sa-sakin olsan?..."

Taufan'dan beklemediği bir tepki aldı.

Rüzgar manipülatörü onun bileğini iki eliyle sıkıca kavradı ve onu sıkıca tutarak, döndürdü. Halilintar ondan kurtulmayı bile düşünemeden, bileğini bırakarak onu yere savurdu.

"Ta-Taufan." Halilintar soğukkanlılığını geri kazanırken, bir gölge gibi üzerine çöken kardeşine sert bir bakış atmaya çalıştı ama bulunduğu durumda korkutucu görünmesi mümkün değildi. "Böyle devam edersen Gempa'yı çağıracağım."

"Çağıramayacaksın." dedi Taufan çılgınca bir gülümsemeyle ve bir eliyle çenesini sıkıca kavradı. "Kimse sana yardım edemeden önce öleceksin..." diye fısıldadı soğukça ve bu Halilintar'ın ürpermesine neden oldu. Neden böyle davranıyor?

"Ama önce benim kardeşimin nerede olduğunu söyle!" diye bağırdı Taufan ve yumruk yaptığı sağ elini kaldırıp ona doğrulttu.

Rüzgar matkabı, diye düşündü soğukkanlılığını tamamen kaybederken.

"Neden konuşmuyorsun? Yoksa korktun mu? Öyleyse harika, çünkü seni öldürmemem için hiçbir sebep kalmadı! Halilintar'a benzemiyorsun, çünkü o değilsin..."

Halilintar artık sonunun geldiğini düşündüğü sırada, birinin bağırdığını duydu ve yine aynı kişi Taufan'ı belinden tutarak hızla kendisinden uzaklaştırdı.

"Gempa?..." diye fısıldayabildi, sesi beklediğinden daha zayıf ve kısık çıkmıştı.

"Taufan, sen aklını mı kaçırdın? Ona ne yapmayı düşünüyordun?" diye sordu Gempa dehşet dolu bir sesle ve ellerini kardeşinin üzerinden çekti. Ayağını yere vurarak, hala öfkeyle Halilintar'a bakan Taufan'ın dikkatini çekti. "Umarım iyi bir gerekçen vardır?"

"O gerçek Halilintar değil, daha iyi bir gerekçe olamaz." dedi Taufan ayağa kalkarak. "Halilintar olabilir ama benim kardeşim olamaz."

"Kardeşim, sen iyi misin? O besbelli Halilintar. Kardeşimiz." diye karşı çıktı Gempa kafa karışıklığı içerisinde ama Taufan başını sertçe iki yana salladı. "Değil! Onu gördüm, deftere bir şeyler yazıyordu. Güya günlükmüş! Yalan olduğu gayet açık..."

Gempa bir an uzun bir nutuk çekecekmiş gibi göründü fakat yalnızca kardeşinin omuzlarını sıkıca tuttu ve gevşeyebilmesi için biraz sert bir masaj uyguladı. "... Nefes almaya çalış Taufan."

Taufan söylediğini yaparken, nefesleri daha da düzensizleşti ve sessizce hıçkırmaya başlarken yüzünü karnına çektiği dizlerine gömdü.

Halilintar ise az önceki şokun etkisiyle, pencerenin altındaki duvara yaslanmış, titriyordu. Ellerini saçlarına geçirmişti ve korku dolu bakışları Taufan'dan ayrılmıyordu.

Gempa Taufan'ı sakinleştirdikten sonra, ona yaklaştı ve eliyle perçemlerini itti. "...Acıyor mu?" Doğru soru bu değildi belki ama önemli değildi.

Halilintar tepki vermeden ona baktı. Konuşamıyordu—konuşamıyordu... Çenesi kilitlenmişti.

"Taufan bazen böyle olabiliyor..." diye mırıldandı Gempa yorgun bir sesle ve yanına oturdu. Sarılmaktan rahatsız olup olmadığını bilmediği için, yapabildiği tek şey omzunu ovuşturmaktı.

Halilintar ise, dilini ısırmış olduğunu tahmin ediyordu. Ağzında kan tadı vardı. En son ne zaman bu kadar korktuğunu ve dehşete düştüğünü hatırlamıyordu.

(Belki de öyle bir zaman vardı...)

Akşama kadar ağzını bıçak açmadı ve dehşet ifadesi yüzünden, bakışlarından silinmedi.

Gece, yatarken aklına gelen bir fikir ise, hayatında 'çığır açacaktı'.

Devam Edecek...

Ehh, benden bu kadar.

İletişim: mercan.tasarim11@gmail.com

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

OVERLAPPİNG STORMS- 11

XD

THE DANGERS OF PLAYİNG TOO MANY VİDEO GAMES