YEDİZLER- RAMAZAN'A ÖZEL
Birlikte Bir Gün
"Gerçekten mi?" Halilintar onu telefonla arayıp haberi verdiğinde Emily'nin tepkisi bu oldu. Sakin bir tepki gibi görünüyor olabilir ama bunu öyle heyecanlı bir tonda söylemişti ki, Halilintar elinde olmadan iç çekti. "Evet, evet, gerçekten... Bu konuda sana niye şaka yapayım ki?"
"Yaşasın!" diye bağırdı Emily neşeyle, telefonunu hala sıkıca tutarken. "İftara görüşürüz o zaman!"
Halilintar gözlerini devirerek tekrar iç çekerken, "Telefonda konuşurken bağırma..." diye homurdandı. Açıkçası Emily'nin iftara gelip bir de sahura kalmasını istediği pek söylenemezdi ama zaten elinde olan bir şey değildi.
Diğer taraftan Emily telefonu kapatır kapatmaz çantasını hazırlamaya koyuldu. Yatarken giyeceği pijamalar, günlük örttüğü şalı dışında evde örtebileceği bir eşarp, çizim defteri -ki çizim yapmak, deneylerinin yerine koyduğu hobisiydi- ve boya kalemleri. Bu kadardı işte!
Akşamüstü, çantasını kaptığı gibi evden dışarı fırladı ve yedizlerin evine koştu.
"Merhaba Emily!"
"Abla!" Emily kendisini karşılayan Iman'a atıldı ve sıkıca sarıldı. İkisi kızlara özgü bir sevecenlikle kucaklaşırken, kapıya gelen Baş Belası Üçlü'nün ifadesi görülmeye değerdi.
"Eğlenceli görünüyor." dedi Duri masumca (burada bir şey kastetmemiştim zaten-eh, yazar da masum düşünmeyi seviyor) ve bu Taufan ile Blaze'in kıs kıs gülmesine neden oldu.
"Yapma Duri, Hali seni öldürür." dedi Blaze boş boş kendisine bakan kardeşini dirseğiyle dürterek.
"Onu öldürmez ama yanaklarını sıkar." dedi Taufan ciddiyetle ama gülmemek için dudağını ısırdığını görebilirdiniz.
Bu sırada Emily onlara döndü ve neşeyle (biraz da muzipçe), "Ne konuşuyorsunuz?" diye sordu. "Epey eğleniyorsunuz sanki."
"Yok ya, ne konuşacaz? Günlük şeyler işte." dedi Blaze rahatça, zaten yalan da sayılmazdı. Üçlü bu konuda Halilintar'la dalga geçmeye bayılıyordu.
"İyi öyleyse... Eee, görüşmeyeli nabersiniz?" diye sordu Emily üçünü de süzerek. "Yine yaramazlık yapıyorsunuzdur kesin. Biraz büyüyün azıcık, on beş yaşına geldiniz."
"Bunu söyleyenin de bizden küçük olması!" diye güldü Blaze alaycı bir tonda ama ciddi olmadığı kesindi. Zaten eğer sorarsanız, olgunluk açısından Emily'nin daha olgun olduğunu kabul ederdi.
"Sohbetiniz harika ama iftara az kaldı." dedi Iman saate düşünceli bir bakış atarak. "Bana mutfakta yardım edecek bir gönüllü?"
"Taufan edebilir!" dedi Blaze ile Duri hızlıca ve ne olduğunu anlamayan ikinci yedizi hafifçe öne ittirdiler. "O mutfağı çok seviyor zaten."
"İyi denemeydi Blaze ama ona zaten bir görev verdim." dedi Iman bezgin gözlerle kardeşine bakarak. "O iftar için pide yapacak... Yani geriye siz ikiniz kalıyorsunuz. Gelin benimle."
"Neden diğerleri değil de biz? Lamba'yla Pikachu nerede? Onlar da yardım edebilirdi?" diye sızlandı Blaze kendini hemen yanında durduğu merdivenlerin basamağına bırakarak.
"Solar tüm alışveriş işlerinde bana yardım etti, Hali de zaten yorgundu ama hiç öyle bakma, o da temizlikte yardım etti. O yüzden hemen kalk Blaze." dedi Iman iç çekerek ve sızlanmaya devam eden kardeşini bileğinden tutarak mutfağa sürükledi. Taufan ile Duri de neşeli bir ifadeyle onları takip etti.
Emily onların arkasından bakarken kıkırdadı ve Solar'ı bulmak için üst kata çıktı.
Solar ve Duri'ye ait odanın kapısı kapalıydı, anlaşılan Solar içerideydi.
Emily kapıyı tıklattı ve neşeyle, "Solar, içeri girebilir miyim?" diye sordu.
"Gir."
(Napıyım böyle diyolar hep XD sanki 'neden giremeyecekmişsin ki' der gibiler)
Emily hızlıca kapıyı açtı ve masasının başında oturmuş, dikkatle bir şeyi inceleyen Solar'a yaklaştı. "Neye bakıyorsun?"
"Küf mantarlarını inceliyorum." diye cevapladı Solar sakince. "Bakmak ister misi—"
"Evet!" Emily Solar'ı kenara ittirdi ve gözünü mikroskoba dayayıp, baktı. "Çok ilginç görünüyorlar... Neden onları inceliyorsun?"
"Şey, büyük bir sebebi yok. Sadece küf mantarlarını araştırıyorum." dedi Solar hafifçe gülümseyerek. "Mesela, ne işe yarayabilirler ya da küflenmiş yiyecekleri nasıl dönüştürebiliriz vb..."
"Eğer bir proje yapacak olursan lütfen bana da haber ver!" dedi Emily heyecanla.
"Siz iki sinir bozucu bilimci, ne yapıyorsunuz burada?"
İkisi de dönüp kapıya baktı ve Halilintar'ın kapı girişinde durduğunu gördüler.
Solar umursamazca, "Aynı kanı paylaştığımız için pek bir şansın yok," derken; Emily öfkeyle, "Solar sinir bozucu değil—BEN DE DEĞİLİM! Ve bilimci olmak gayet eğlenceli ama senin gibi tuzsuz insanlar bunu anlayamaz." diye çıkıştı.
Halilintar ciddiyetle ikisini de dinledikten sonra kıkırdadı. Açıkça onları ciddiye almamıştı. "Birincisi lamba; seninle aynı kanı paylaşıyor olsam da DNA'larımız farklıdır tahminimce... İkincisi Emily; sana deney yapmayı yasaklamıştım, bu yüzden hiç boşuna heveslenme."
O cevap bile beklemeden aşağı inerken, Emily öfkeyle ayağını yere vurdu ve suratını astı. Ne yazık ki suratını astığında hala beş yaşındaki bir kız çocuğu kadar sevimli görünüyordu, bu yüzden Halilintar'ın ondan korkmasına imkan yoktu.
"O hep böyle, aldırma." dedi Solar kayıtsızca. "Tabii sana karşı ekstra böyle davrandığını da söylemeden geçemeyeceğim."
Sonunda iftar vakti geldiğinde, hepsi toplanıp mutfak masasına oturdu. Taufan'ın yaptığı pide buram buram kokuyordu—aç olanların iştahı iyice kabarmıştı.
Neyse ki kimse yanlışlıkla orucunu bozmadan ezan okundu ve birlikte yemek yediler. Sonra akşam namazını kıldılar veeee...
(Komik kısım geliyor, sakın gülmeyin ama XD)
"Hali, bugün teravihi evde kılalım olur mu? Epey kalabalığız." dedi Iman telefona bakan kardeşinin omzuna dokunarak. "Ama imamlık yapman lazım."
"Ben mi? Yok artık... Taufan'dan iste." diye mırıldandı Halilintar isteksizce.
"Sırayla yaparsak olur." dedi Taufan ciddiyetle. "Ben kendi başıma bile teravihin tamamını kılmıyorum, size zaten kıldıramam. Ayrıca o kadar rekatta ne okuyacağım, yoook. Yarısını ben yarısını sen, kabul?"
"Üçte birini ben, üçte birini sen, üçte birini de Gemma kıldırsın. Nasıl fikir?" diye sordu Halilintar ve sırıtarak Gempa'ya baktı.
"Beni niye dahil ediyorsunuz?" diye iç geçirdi Gempa ve Solar'ı işaret etti. "Bunun yerine Solar'ı seçin, onun çok ezberi var."
"Madem o kadar istiyorsunuz, neden olmasın?" dedi Solar sırıtarak.
"Yok, imamlığı Solar'a vermeyelim. Hepimizin namazını sakatlayacak sonra." dedi Halilintar ve böylelikle imamlığa razı olmak zorunda kaldı.
(Emily'nin sevinci hayal edin XD)
Sonuç olarak eğlenceli bir akşam geçirmişlerdi.
Birlikte içilen çaylar ve yenilen tatlılar eşliğinde, keyif dolu sohbetler edildi ve kahkahalar atıldı. Sonunda yatma vakti geldiğinde, Emily Iman'ın odasına geçti ve çok yorgun olduğu için hemen uykuya daldı.
...
"Emily... Emily, canım... Sahur vakti, hadi..."
Emily gözlerini araladı ve kendisine seslenen Iman'a uykulu bir bakış attı. "Şimdi mi?..."
"Evet tatlım. Hadi kalk. Ben diğerlerini uyandırana kadar örtünü yaparsın." dedi Iman ve odasındaki gece lambasını açarak, odadan çıktı.
Emily kalktı, pijamaları yerine uzun elbisesini giydi ve yanında getirdiği eşarbı başına örttü. Sonra hızlıca odasından çıkıp, üst kata uzanan merdivenleri tırmandı. Diğerlerinden ziyade, Halilintar'ı görmek istiyordu. Kolay uyanıyor muydu acaba?...
(Yazar pis pis sırıtıyor, o da cevabı merak ediyor)
Halilintar'ın yatağının başında duran Iman onu görünce gülümsedi. "Ne oldu?"
"Hali'ye bakmaya geldim." dedi Emily sessizce kıkırdayarak. "Kolay uyanıyor mu merak ediyorum."
"Kendin görebilirsin..." dedi Iman gülerek ve her şeyden habersiz uyumaya devam eden kardeşine döndü (orada olduğunu sadece örtüdeki büyük şişlikten anlayabilirdiniz). "Hali... Hali, sahur vakti. Haliiii..."
"Mmhh..." Halilintar anlaşılmaz bir şeyler fısıldadı -belki de sadece nefes almıştı?- ve ona sırtını döndü.
"Hali, hadiii... Yoksa Taufan'dan seni uyandırmasını isterim."
"Yarın akşam yatağında böcek bulacaksın..." diye mırıldandı Halilintar uykulu bir tonda ve dirseklerinden destek alarak doğruldu.
"Uykusu şimdi açıldı." dedi Iman kıs kıs gülerek ve gözleri yarı kapalı yatağından kalkan Halilintar'ın omzuna hafifçe vurdu. "Dikkat et de duvara çarpma Hali."
"Bu daha önce yaşandı mı?" diye sordu Emily kahkahasını bastırmak için eliyle ağzını kapatarak.
(Dışarıdan komik görünüyor ama çok kötü! :'( birkaç kez yaşadım ve o acıyla gözünü açmak korkunç bir his)
"Eh, bir ya da iki kez ama sanırım Hali ömrü boyunca unutmayacak." dedi Iman ve tekrar kıkırdayarak, diğerlerini uyandırmaya gitti.
Sahur sofrası çok sessizdi. Halilintar dış dünyayla bağlantısını tamamen kesmiş, sadece yiyordu, Gempa herkesin yediğinden emin olmakla meşguldü (😗), Ais hem yiyor hem de uyuyor gibi görünüyordu, Taufan günlük kişiliğine göre çok sessizdi, daha çok dinliyor gibiydi, Duri otomatik pilottaydı, oldukça mekanik bir şekilde yiyordu, sadece Blaze aşırı enerjik ve normal görünüyordu. Solar mı?... Solar uyuyordu. Eğer Gempa ona birkaç kez seslenmese sofra boyunca uyumaya devam edecek gibiydi.
"Hepsi bambaşka insanlar olmuş ya." diye kıkırdadı Emily Iman'a doğru eğilerek.
"Öyle." dedi Iman biraz bezgin bir gülümsemeyle kardeşlerini süzerek. "On beş yaşına geldiler ama onları hala ben uyandırıyorum, harika değil mi?"
"Ben on üç buçuk yaşındayım ama kendim uyanıyorum." dedi Emily gururlu bir tonda ve bunun üzerine ikisi de sessizce güldü.
"Bu kadar komik olan ne?..." diye homurdandı Halilintar ve karşılık olarak Iman ona onun anlayacağı bir bakış attı. "Boş ver. Hem sen yemek yesene, sonra akşama kadar açım açım diye dolaşıyorsun."
"Daha mı uysal yoksa bana mı öyle geldi?..." diye sordu Emily şaşkınlıkla.
"Bence enerjisini boş yere harcamak istemiyor." dedi Iman gülümseyerek.
Sonunda sahur bitti ve sabah namazını kıldıktan sonra, herkes kendini yatağına attı.
Emily durumdan çok memnundu, yedizlerle vakit geçirmeye zaten bayılıyordu ama birlikte bir gün geçirmek apayrı bir meseleydi.
Bunu da günlüğüne kaydetti ve sayfayı şöyle bitirdi:
"İnşAllah seneye de böyle bir şey yaparız. Çok güzeldi.
... Hali de çok komikti. Sene boyunca onunla dalga geçeceğim."
Son.
Embéria Aéris.
Eh, aslında Ramazan'ın başında yazmak istediğim bir şeydi ama fırsat bulamadım. Neyse, sonuç olarak yetiştirmem gereken hiçbir şey kalmadı! Hahahahahaaaa!
Şey... Kayıp Fırtına hariç...
Ama kimin umurunda? XD
İletişim: mercan.tasarim11@gmail.com
Yorumlar
Yorum Gönder