HALİLİNTAR'I YENEBİLİR MİSİNİZ?

Yenebilir misiniz gerçekten XD görelim bakalım

Halilintar'ı Yenebilir Misiniz?

"Kalk."

"Sana da merhaba Hali." dedi Emily neşeli ama uykulu bir şekilde. Saati kontrol etti ve hafifçe esneyerek, "Bu saatte aradığına göre çok önemli bir şey olmuş olmalı."

"Öyle... Şimdi kalk ve kapıyı aç."

"Affedersin? Neden kapıyı açacakmışım anlayamadım?" dedi Emily onun bu tavrını garipseyerek.

"Sen sadece aç."

Emily şaşkınlıkla yatağından kalktı ve kapıyı açmaya koştu. Gözetleme deliğinden baktığında gerçekten de öyle olduğunu gördü.

"Ha-Hali, sen ciddi misin? Bu saatte burada ne işin var??" diye fısıldadı telefona doğru. "Müsait değilim, beklemen lazım."

Halilintar'ın tek cevabı, "Beklemedeyim." oldu.

Emily tekrar odasına koştu ve dolabından hızlıca bir şeyler çıkardı. Nasıl yaptığını kendisi de bilmiyordu ama beş dakika içerisinde hazırdı. Halilintar'ın kendisini ne için çağırdığını bilmiyordu ama rahat bir şeyler giydi. Oldukça bol kollara sahip kırmızı -ama gerçekten çok hoştu!- bir gömlek, altına da yine bol, krem rengi bir etek ve belinde kuşak görevi gören küçük, siyah bir çanta. Şalı da elbette krem renkteydi.

Açıkçası bu kombini daha önce yaptığını sanmıyordu ama sabah vakti ondan ne beklenebilirdi ki? Eline ne gelirse giymişti işte.

"Uyumaktan yüzüm şişmiş, her zamanki gibi..." diye iç çekti aynaya bakarken. Bunun Halilintar'la gerçekten alakası yoktu, yüzü pek de iyi görünmüyordu. Yeni uyandığı belli oluyordu yani! Dışarıda bekleyen gencin bunu fark etmeyeceğini ummuştu ama yanılmıştı.

"Balonları sevmediğimi bildiğini sanıyordum." diye homurdandı Halilintar ona bıkkın gözlerle bakarak. Her ne kadar asık suratlı durmaya çalışsa da, dikkat eden biri gülmemek için alt dudağını ısırdığını görebilirdi.

"Evet, biliyorum. 1 Nisan şakası yapmayı düşündüğümü nereden anladın?" diye sordu Emily oflayarak ve bilmeden kendi kendini ele vermiş oldu.

"Ne—BALONLARI KULLANARAK BANA 1 NİSAN ŞAKASI MI YAPACAKTIN?"

Elbette Halilintar bağırmadı ama ses tonu o kadar karanlıktı ki, büyük harflerle yazmak mecburiyetindeyiz.

"Ah, yani bilmiyordun. Tüh, yazık oldu. Taufan'a söyleyeyim de boşuna uğraşmasınlar." dedi Emily mutsuzca, farkında olmadan suç ortaklarını da ele vermişti.

"Urgh... Bahsettiğim şey o çocukça şakalarınız değildi... Balona benzeyen başka bir şeyden bahsediyordum." diye mırıldandı Halilintar, son kısımda sesini iyice alçaltmış olsa da Emily onu duydu. Daha önce yüzünü düşündüğü için direkt aklına geldi ve sinirlenerek, "Sensin balon! Yüzüm gayet güzel!" diye çıkıştı. "Seni Iman ablaya şikayet edeceğim, bana ne dediğini duyunca sana çok kızacağından eminim!"

"Ah eminim kızar." diye dalga geçti Halilintar ve yürümeye başladı.

"Nereye gidiyoruz?" diye sordu Emily sinirli bir şekilde onun peşinden yürürken. Bir cevap alamayınca daha da sinirlendi ve konuşma grevi yapmaya karar verdi. Bakalım Halilintar sessizliğe ne kadar dayanabilecekti?

(Sırf çok merak ettiğimiz için cevap: Halilintar, Emily kendi evine kadar dayanabilirdi.)

Geldikleri yer, ormanın içindeydi ve hiçbir özel yanı yoktu. Sadece tam durdukları noktada, ağaçların arası biraz açıktı, bu yüzden yeni doğan güneşin ışınları rahatça onlara ulaşabiliyordu. Bir de toprak düzgündü ve ama bu aşırı özel bir şey gibi durmuyordu.

"Beni temiz hava almaya getirmedin herhalde?" diye sordu Emily derin bir iç çekerek.

"Hayır." dedi Halilintar ciddiyetle. "Gücünü test etmek için seni buraya getirdim."

"Ah çok düşüncelisin Hali ama gücümü zaten tattığını sanıyordum." dedi Emily ürpertici bir sırıtışla. "Eğer unuttuysan seni bir daha kaçırabilirim, benim için hiiiç sakıncası yok."

Halilintar tatsız anıyı hızlıca kafasından kovalarken, ona sert bir bakış attı. "Orada sana ait olan tek şey uzay gemindi, geri kalan şeyler olmasaydı beni kaçırman imkansızın ötesinde bir şeydi."

"Öyle ya da böyle, seni kaçırdım." dedi Emily kendini beğenmiş bir gülümsemeyle.

"Şimdi bir daha yen. Bakalım silahsız dövüşerek beni yenebiliyor muymuşsun?" diye mırıldandı Halilintar ve Yıldırım kılıçlarını oluşturdu.

Emily gayet rahat bir ifadeyle elini kalbinin olduğu yere götürdü. Ne yapıyordu bu kız? Drama pozları vermenin hiç sırası değildi, değil mi??

Yooo, poz vermiyordu!

Saldırmaya hazırlanan Halilintar şaşkınlıkla kaşlarını çattı. Kız ise ona aldırmadan, göğsüne iğnelediği gül ve şimşek rozetlerini tek hamlede çekip çıkardı. Halilintar'ın dikkatinin dağıldığını fark edince güldü ve iki rozeti de neye uğradığını şaşıran gence fırlattı.

Halilintar aynı bir yapışkan gibi üstüne sımsıkı yapışan rozetleri çıkarmaya çalıştı fakat hiçbir şekilde çıkmıyorlardı.

Sinirle bir şeyler homurdandı ve Emily'e dönerken, kılıçlarının kabzasını daha sıkı kavradı. "Ne yaptın bilmiyorum ama umurumda değil. Beni böyle şeylerle durduramazsın."

Emily cevap vermek yerine masumane bir gülümsemeyle ona baktı ve kaşlarını kaldırdı.

Halilintar gözlerini devirdi ve ileri atıl—amadı. Amacı buydu ama Yıldırım hızıyla bir adım attığı anda, elektriğin kendi bedenini sıcak, sımsıcak kucakladığını hissetti ve bunun hiç de iyiye alamet olmadığını düşündü. Düşündü ama elinden bir şey gelmedi.

Emily gülümsedi ve nefes nefese dizlerinin üzerine çöken Halilintar'ı gözlerini kısarak süzdü. "Kendi ilacını tatmak güzeldir umarım, Hali."

"Bu biraz fazlaydı sanki." diye karşılık verdi Halilintar dişlerinin arasından, kısık bir sesle.

"Şey, değildi bence. Sonuçta sen de kılıçlarınla bana saldıracaktın." dedi Emily ellerini iki yana açarak. "Güç kullanmanı engellemek zorundaydım."

"Seni çıplak elle de yenebilirim." dedi Halilintar hınçla ayağa kalkarken. "Dövüşmeyi bilmediğimi düşünüyorsan yanılıyorsun."

"Çok tatlısın Hali ama bence dikkatli olman iyi olur." dedi Emily umursamaz bir tavırla ve dersini olmuş olan Halilintar, temkinli bir ifadeyle etrafını inceledi.

Emily sinsi bir gülümsemeyle ileri atıldı ve bunu hiç beklemeyen genci tüm kuvvetiyle yere ittirdi.

"Ah! Bu tamamen haksızlık! Hile yaptın!" diye bağırdı Halilintar öfkeyle.

"Yukarıdan bakınca sadece komik ve sevimli görünüyorsun." dedi Emily masumca gülerek. "Ve hile yapmadım. Sana dikkatli ol dedim, kuş geçiyor demedim. Dua et düşmanım değilsin, yoksa şimdiye bayılmış olurdun."

Halilintar öfkeyle ona baktı ama üstüne söyleyecek sözü yoktu. Arkadaşı gerçekten güçlüydü.

O yerine dönmek için yürürken, sessizce ayağa kalktı. Önden saldıramıyorsa arkadan saldırırdı. Ne fark ederdi ki?

Hınçla savurduğu yumruğu, Emily tarafından yakalandı ve kız gülümsemeden ona baktı. "Arkadan saldırmak gerçekten alçakça bir hareket Hali." Ve kolunu sertçe çekti. Böylelikle bunu beklemeyen, beklese de sağlam bir pozisyonda olmayan Halilintar yere savruldu.

Emily gözlerini devirerek iç çekti ve yere çömelip, sinirle bağıran Halilintar'a bıkkın bir bakış attı. "Yenilgiyi kabul edemiyorsan benim suçum ne? Gerçekten, biraz büyü Hali."

Halilintar onu duymuş muydu bilmiyoruz. Gerçekten kötü hissettiği kesin. Bu kadar, bu kadar kötü,, bu kadar fazla yenilmeyi beklemiyordu. Emily saldırılarının hepsini durdurmuş, üstelik onu tam üç kez yere düşürmüştü!

"Eve dönelim." dedi huysuzca ve hala kıyafetinde asılı duran rozetlere kötü bir bakış attı. "Şunları da al artık."

"Şey, sen de kalabilir bence..." diye başladı Emily ama onun attığı bakışı görünce suçlulukla güldü. "Şaka şaka... Alayım."

"Sana bir güzel küfür etmek vardı ama onu da yapamıyorum." diye homurdandı Halilintar ve olağanca hızıyla oradan uzaklaştı.

Emily ise güldü ve evine yürüdü.

Durduk yerden yaşadığı maceraya bak...

Son.

Embéria Aéris.

Eeee, hep angst yazcaz diye bir kural yok. Yazarlık bunu gerektirir, biraz ondan biraz bundan.

En iyisi Blaze ile yedi gündü ama. Çok komikti.

İletişim: mercan.tasarim11@gmail.com

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

XD

OVERLAPPİNG STORMS- 11

THE DANGERS OF PLAYİNG TOO MANY VİDEO GAMES