KAYIP FIRTINA- 15 (REWRİTE)
15: Büyük Bir Ormanda Yalnız Bir Ağaç
Halilintar gözlerini araladı yavaşça araladı. Yorucu bir kabus daha görmüştü, son zamanlarda iyice sıklaşan kabuslardan biriydi...
Yavaşça doğrulup, masanın üzerine bıraktığı saatine baktı. Henüz sekizi çeyrek geçiyordu, bu iyiydi. Ya şimdi yapacaktı, ya da bir daha asla.
Yatağından kalktı ve diğerlerini uyandırmamak için dikkat ederek, siyah bir kapüşonlu aldı. Sonra sessizce aşağı indi—merdivenlerin döşemeleri birkaç kez gıcırdadığında nefesini çok tuttuğu için neredeyse boğuluyordu.
Sonunda aşağı ulaştığında, evden dışarı süzüldü ve yürümeye başladı. Nereye gittiğini bilmiyordu ama evden uzaklaştığı kesindi. Evet. Evden kaçıyordu.
Dümdüz ilerlediği yol, bir yerden sonra onu bir ormana ulaştırdı. Eskiden burada bir orman olduğunu hatırlamıyordu ama önemli değildi. Belki de şehrin bu tarafına hiç gelmemişti ya da belki de dikkatini çekmemişti. Her iki durumda da umurunda değildi.
Ormana girerken, geçen iki haftayı düşündü. Neden kendini evinde hissetmiyordu? Neden kardeşleri bu kadar soğuk davranıyordu—Duri hariç?
Halilintar hafifçe gülümsedi, hakkını yememek lazımdı, Duri geldiği günden beri ona bir kez olsun kötü davranmamıştı... Yine de kendini yarı ölüymüş gibi hissediyordu. Yemeği veriliyor, kıyafetleri yıkanıyor ama neredeyse kimse kendisiyle muhatap olmuyordu. Bir nevi hayalet gibiydi, görülmüyordu.
Varoluşsal sorular zihnini kurcalarken, önündeki taşı fark etmedi. Ayağı takıldı ve işin kötü kısmı, yol düzgün değildi. Bu sebeple dengesini koruyamadı ve dikenli çalıların üzerine düştü.
Ah evet, ne yazık ki ormanın içi dikenli çalılarla doluydu. Zar zor içinden çıktığında, dikenli çalılar kendisini yemeye çalışmış gibi görünüyordu. Tüm dikenleri tek tek çıkarmaya üşendiği için, ellerindekileri temizlemekle yetindi ve yoluna devam etti.
Sonunda bitkin düştüğünde, tamamen ormanın içindeydi. Ağaçlardan birinin altına çöktü, daha yeni uyanmıştı ama uykulu hissediyordu.
Yavaş yavaş uykuya daldı.
...
Gözlerini açtığında öğlen olmuştu. Sıcak güneş ışınları, uzun ağaçların arasından yüzüne vuruyordu. Gözlerini ovuşturmak için elini kaldırmaya çalıştı fakat başarılı olamadı. Gözleri şaşkınlıkla açıldı, niye bedenini hareket ettiremiyordu??!
"Korkma çocuk." dedi bir ses.
Halilintar etrafına baktığında bir kadının kendisine doğru eğilmiş olduğunu gördü. İnanılmaz derecede Noir'e benzediği için onu korkutsa da, ses çıkarmadı.
"Korkma çocuk... Sadece şu dikenleri çıkartmam gerek." dedi kadın sakince ve bir elini saçlarının arasından geçirdi.
Halilintar onun rahatlatıcı ve ince dokunuşları karşısında gevşemesi gerektiğini biliyordu ama yalnızca daha da çok geriliyordu. Noir'in yılansı gözleri ve zehirli ama bal gibi tatlı sesi aklından çıkmıyordu.
Kadın dikenleri çıkartmayı bitiren kadın, "Rahatla çocuk." dedi. "Sana zarar vermeyeceğim."
Halilintar'ın omuzlarına rahatlatıcı bir masaj yaptı ve dikenlerin izler bıraktığı bacaklarına, kollarına ve ellerine tuhaf bir merhem sürdü.
Halilintar ürkekçe onu izliyordu.
İşi bittiğinde, kadın geri çekildi ve ona sakin bir bakış attı—davranışları Ais'ı andırıyordu. Sakin ama ilgisiz değil. "Benim yanımda kalmak ister misin? Evim ileride, ormanın içinde." Elini o yöne uzattı.
Halilintar hafifçe başını sallayarak kabul etti fakat ayağa kalkmaya çalıştığı ilk anda başarısız oldu. Bacakları hala yarı uyuşuktu.
"O dikenlerin içinde uyuşturucu bir madde var. Battığı yeri uyuşturuyor." diye açıkladı kadın ve elini uzattı.
Halilintar mecburen kadından destek alarak yürüdü, yoksa ayakta durabilmesinin imkanı yoktu.
"Burada ne yapıyorsun?" diye sordu kadın, yürüdükleri sırada. "Buradaki insanlar genellikle ormandan çekinirler."
"Kaçıyorum." diye cevapladı Halilintar hırıltılı bir sesle. Ne yazık ki boğazınız kuruduğunda düştüğünüz o utanç verici duruma düşmüştü ve yanında su yoktu.
Kadın hafifçe kaşlarını kaldırdı fakat sorgulamadı.
Kadının 'ev' dediği şey, küçük bir gecekondu kulübesinden ibaretti. Belki de lavabo ve mutfağı bile yoktu ama ahşaptandı. Fakat etrafını saran yosunlarla birlikte ormanla çok uyumlu görünüyordu.
Halilintar içeri girmeden önce eve baktı, burada bir süre kalmanın iyi olacağını düşünüyordu. Yokluğunda kıymetini anlarlar mıydı bilmiyordu ama bunu umursadığı yoktu.
...Sadece biraz yalnızlığa ihtiyacı vardı, değil mi?
Devam Edecek...
Evet, Halilişko'nun müthiş fikri buydu. Evden kaçmak.
Başlık bir metafordu, ne anladınız bilmiyorum ama Halilintar'ın kalabalık ailesine rağmen hissettiği yalnızlığı yansıtıyor.
İletişim: mercan.tasarim11@gmail.com
Yorumlar
Yorum Gönder