KORUNAKLI BİR SOKAK MI, YOKSA TEHLİKELİ BİR YUVA MI?

Uzun bir seri olmasını planlamıyorum, korkmayın XD

1: Sevgi Bencillik Midir, Yoksa Fedakarlık Mı?

Halilintar'ın sıradan bulduğu bir gündü. Okula gittiği ve etütte gizlice uyuduğu günlerden biri. Şaka şaka, elbette etütte uyumuyordu ama öğle arasında yemek yemek yerine uyuduğu doğruydu. Ah şu uyku apnesi, ona neler yaptırıyordu böyle!

Aslında şikayetçi değildi, kimse yokken sınıfta uyumak keyifliydi. Özellikle de bu sene cam kenarında oturduğu için daha da iyiydi. Yüzünü kollarına gömüyor ve güneşten gelen ışınların, vücudunun geri kalanını ısıtmasına izin veriyordu. Huzur vericiydi...

Etüde geri dönelim.

Halilintar parmaklarını ritmik bir şekilde ders kitabına vurdu; eh, dersleri dikkatle dinlediği pek söylenemezdi ama sınav puanları iyiydi, değil mi? Önemli olan buydu ve bunu bilen öğretmenler de Halilintar'ı azarlamayı bırakmışlardı. Herkesin bir öğrenme yolu vardı ve onunki de buydu.

Ama yine de... Etütler olmasa ne iyi olurdu! Özellikle de bu yakıcı günde!

Uyuşuk bir şekilde dersi dinlerken, iki parmağı arasında çevirdiği kalemine baktı. Acaba dersin bitmesine ne kadar kalmıştı? Ne yazık ki sınıflarındaki duvar saati bir süredir bozuktu ve teknolojik alet olduğu gerekçesiyle saatini kullanmasına izin yoktu. Özel bir saat olduğu ve güçlerini taşıdığı doğruydu ama arama-mesajlaşma özellikleri de vardı ve sorun da buydu.

Halilintar iç çekti; gerçek bir kol saati olan Gempa'ya gerçekten özeniyordu. Keşke aynı sınıfta olsalardı ama liseye geçtikten sonra kardeşleriyle yolları ayrılmıştı. Duri, Taufan ve Blaze farklı okula, Ais, Gempa ve kendisi farklı okula, Solar farklı okula geçmişti. Sınıfları farklı olduğu için Ais ile Gempa'yı sadece ders aralarında görebiliyordu.

"Tamam sınıf, dersimiz burada bitiyor..."

Halilintar verilen ödevleri kaçırmamak adına dikkatini öğretmene yöneltti. Ders bittikten sonraysa, çantasını kaptığı gibi sınıfı terk etti. Neyse ki sınıf arkadaşlarının bazıları da onun gibiydi, bu yüzden bu hareketi tuhaf karşılanmıyordu.

Dolabından telefonuyla saatini aldıktan sonra okuldan çıktı. Hava gerçekten çok sıcaktı. Kapüşonlu giymek istiyordu ama zaten yeterince sıcakladığı için bunu yapabilmesine imkan yoktu. Tesettürlü bir bayan değilseniz ya da aklınızı kaçırmadıysanız bu havada öyle bir şey giymezdiniz!

Bunu isteyeceğimi düşünmezdim ama... Halilintar bulutların arasında parlayan güneşe sıkkın bir bakış attı ve iç çekti. ...Keşke Taufan burada olsa ve beni bir kova suyla ıslatsa... Çok sıcak...

Eğer Taufan onun bu dileğinden haberdar olsaydı, eminiz ki çok mutlu olurdu.

Suluğunda kalan bir yudum suyu da içti ve boş suluğu çantasına attı. Şimdi tüm hızıyla eve gitmeli ve rahatlatıcı bir duş almalıydı...

"Hali!"

Halilintar iç çekti, bu tanıdık, ince sesin ve kolundaki tutuşun sahibi başka kim olabilirdi? "Burada ne yapıyorsun?"

"Çok acil... Yardımına ihtiyacım var..." dedi kişi nefes nefese, sesi boğucu bir panikle doluydu.

"Tahmin edeyim, yine saçma bir deney yaptın ve sonunda evi yakmayı başardın?" dedi Halilintar umursamaz bir tavırla kollarını kavuşturarak. "Urgh, konuş işte Emily!"

"Ah... Ama... Ama beni dinlemelisin Hali, gerçekten..." dedi kız nefesler arasında. Dizlerinden destek alarak bir süre soluklandıktan sonra, doğruldu ve ona çaresiz bir bakış attı. "Seni yakalayabilmek için durmadan koşmam gerekti..."

"Niye ama? Neden yardıma ihtiyacın olduğunu söylemezsen gideceğim." diye tehdit etti Halilintar ve başını kaldırıp gökyüzüne baktı. Hava serinlemeye mi başlamıştı, ne? Çok manidar bir durumdu.

"Beni götürmek istiyorlar!" diye bağırdı Emily aniden ve ne tepki vereceğini ölçmek istercesine, dik dik ona baktı.

Halilintar'ın yüzündeki ifade görülmeye değerdi. Kızıl gözleri dehşetle şaşkınlık karışımı bir duyguyla parlıyordu. "Bir tahminim var ama yine de soracağım... Seni götürmek isteyen kim?"

"O-onlar..." dedi Emily, geçmişini düşündüğünde yüzünde beliren o ifade tekrar bakışlarını gölgelemişti. "Oraya geri dönemem... Yine onların deneği olamam... Hepsinden nefret ediyorum..."

Kız yere çöktü ve sessizce hıçkırmaya koyuldu.

"Bunu nereden öğrendin?" diye sordu Halilintar düşünceli bir tonda.

"Şu-şuradan..." Emily hala sessizce hıçkırırken, titreyen elleriyle cebinden telefonunu çıkarttı ve ona uzattı.

Telefonunu kapatamamış bile, diye düşündü Halilintar ona acıyarak. Bunu gördüğü gibi buraya gelmiş olmalı... Şaşırtıcı değil.

Yine de bir şey söylemedi ve açık kalan videoyu izlemeye başladı.

"Merhaba Soviazza Snobile. Görüşmeyeli uzun zaman oldu değil mi? Yerini tespit etmemiz bir yıldan fazla sürdü ama sonuç her zamanki gibi mükemmel. Bizim için Dünyalı bir denek bulman da çok hoş. Uzun zamandır Dünyalı bir deneğimiz olmamıştı! Gerçi, sanırım sen onu kendin için seçmişsin ama ne önemi var ki? Yakında seni almaya geldiğimizde onu da götürebiliriz, eğer o kadar çok seviyorsan. Umarım yakında görüşürüz, Soviazza Snobile."

"Birinci soru, 'Soviazza Snobile' ne demek, neden sana öyle hitap ediyorlar? İkinci soru, benden ne istiyorlar?" diye sordu Halilintar yüzünü buruşturarak. "Hadi sen onların gezegeninde yaşıyordun, Dünyalı olarak benim ne suçum vardı?"

"Benimle arkadaş olmak." diye cevapladı Emily gözyaşları içinde—belki de onunla arkadaş olduğu için pişman olduğu tek an bu olacaktı. Bu bencilliğinden mi, yoksa fedakarlığından mı kaynaklanıyordu?... "Benim sana değer verdiğimi biliyorlar... Senin de bana değer verdiğini biliyorlar—boşuna homurdanma, bunu anlayabilecek teknoloji ve zekaya sahipler...  Öyle olmasa bile... Bunu anlayana kadar bizi gözlemleyebilirler."

"Pekala, her neyse..." diye geçiştirdi Halilintar hoşnutsuzca. "İlk soru?"

"O benim adım... Daha doğrusu Scienza'daki tüm denek kızlara Soviazza deniyor." diye cevapladı Emily, sesi o kadar çok titremişti ki Halilintar onun söylediklerini zar zor anlayabildi. "Asıl adım Snobile'dı -ne anlama geldiğini bile bilmiyorum- ama Dünya'ya gelmeden önce kendime uygun bir isim bulmak zorundaydım... Emily de çok hoştu."

"Anlıyorum..." diye mırıldandı Halilintar ve etrafına baktı. Yağmur başlamıştı, harika. Üzerinde bir tane bile kapüşonlu yoktu ve yanında şemsiye de yoktu. "Bunu daha uygun bir yerde konuşsak iyi olur." dedi Emily'e dönerek.

Kız elinin tersiyle gözlerini sildi ve başını salladı. "Şu saçağın altında durabiliriz?"

"Bu yağmur hemen durmaz muhtemelen, o yüzden bizim eve gitmemiz daha iyi olur." dedi Halilintar ve onu omuzlarından tuttuğu gibi, koşmaya başladı.

...Yıldırım hızıyla.

Eve normalde otobüs ya da o tarz bir toplu taşıma aracıyla giderdi fakat vakti olmadığında... Yıldırım hızını kullanırdı. Eh, hava yağmurluyken, hem de birini de sürükleyerek Yıldırım hızını kullanmak zordu ama Halilintar tüm bu şartlara alışkındı. Sadece... Yanından geçerken üzerine su sıçrattığı insanlara acıyordu. Onlara hafif (!) bir elektrik şoku vermiş olabilirdi...

(Umarım Gempa bunu duymaz, diye düşündü tedirgince)

Yoldaki duraklamalarla birlikte, yaklaşık on-on üç dakika içerisinde yedizlerin evine varmışlardı.

Emily başını tutarak yere çökerken, Halilintar nefes nefese saatini kontrol etti. "On üç dakika yirmi saniye... Heh, yeni rekorum."

"Hah... Başlarım rekoruna da... Ölüyordum Haliiii!..." diye sızlandı Emily başını ovuşturarak. "Çok yorgun hissediyorum ve başım dönüyor... Farkında mısın bilmiyorum ama tam 17,6 kilometre koştun ve peşinden beni de sürükledin!..."

"Ve enerjim tamamen bitti." dedi Halilintar rahatça. "Eğer negatif bakıyorsak en kötü şey bu, çünkü çok yavaş şarj olacağım."

"Şarj aletim var, eğer istersen." diye karşılık verdi Emily alaycı bir tavırla ve kalktı. "Şimdi ne yapacağız?"

"Diğerlerinin gelmesini beklemek zorundayız." dedi Halilintar hala tüm hızıyla yağan yağmuru izlerken. "Sonra bir şeyler düşünürüz..."

Emily onun şifreli sözlerini çözmeyi çoktan öğrenmişti, bu yüzden sadece gülümsemekle yetindi.

Seni koruyacağız Emily.

Devam edecek...

Ya bilmiyorum aniden esti işte! Bi bakmışım böyle bir şey çıkmış ortaya. Neler yaşanır çok bilmiyorum ama Ashes Blowing İn The Wind ile birleştirmeyi düşündüm... Bilmiyorum, akşam akşam çok bir şey diyemiyorum XD bir yandan da başka bir şeyi yazmayı düşünüyordum. Neyse, benden bu kadar!

İletişim: mercan.tasarim11@gmail.com

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

OVERLAPPİNG STORMS- 11

XD

THE DANGERS OF PLAYİNG TOO MANY VİDEO GAMES