RÖVANŞ: EMİLY'İ YENEBİLİR MİSİNİZ?

 Bu hikaye, 'Halilintar'ı Yenebilir Misiniz?' hikayesinin devamıdır.

Rövanş: Emily'i Yenebilir Misiniz?

Pikachu (yazıyor...)

Rövanş istiyorum

Emily dari Scienza (çevrimiçi)

Ne

Hali

İyi misin????

Saat sabahın altısı, bilmem görüyor musun

Pikachu (yazıyor...)

Umurumda değil

BİLMEM GÖRÜYOR MUSUN

Emily dari Scienza (yazıyor...)

Gıcık Hali

Ne rövanşı bu

Pikachu (yazıyor...)

Geçen günkü yere gel

Emily dari Scienza (yazıyor...)

İyi

Bir süre sonra ikisi de geçen gün buluştukları ormandaydı. Belki de burası, Kayıp Fırtına'da Halilintar'ın sığındığı ormanın başka bir bölümüydü, kim bilebilirdi ki?

"Evet Hali. Ne rövanşı bu?" diye sordu Emily kahverengi gözlerini ona dikerek—kimse saat altıda dışarı çıkmak istemez, sosyal kelebek Emily de öyleydi. Yani, çağıran kişi Halilintar olduğu için daha sinirliydi, çünkü 'çok sevgili' arkadaşı başka bir saat yokmuş gibi altıda gelip duruyordu.

"Şöyle diyelim: bu sefer seni yeneceğim." dedi Halilintar onun bakışlarına aynı ciddiyetle karşılık vererek—tabii onun gözleri kırmızı olduğu için çok daha korkutucu ve keskin görünüyordu.

Yine de Emily'i korkutacak kadar keskin değillerdi.

"Peki, başla o zaman." dedi umursamaz bir ifadeyle elini sallayarak.

Halilintar uzun Yıldırım kılıcını oluşturdu ve ikiye ayırdı. Saldırmadan önce Emily'i süzdü, kızdan gelebilecek herhangi bir sürpriz saldırıya karşı hazırlıklı olmak zorundaydı.

Emily ise hareketsiz kalmaya devam etti ve kollarını kavuşturarak, ona gülümsedi.

Bu sefer ne planlıyor acaba?... diye düşündü iç çekerek fakat tereddüte kapılmak yerine, ileri atıldı. Kılıçlarını Emily'nin iki yanındaki toprağa saplayarak kızı sıkıştırdı ve onu omuzlarından tutarak yere ittirdi. Sonra hiç vakit kaybetmeden kılıçlarından birini yerden söktü ve Emily'nin yüzüne doğrulttu.

"Hiç direnmedin." dedi sakince fakat sesinde kazanmanın verdiği bir özgüven vardı.

"Diyelim ki öyle... Sırf direnmedi diye rakibine acıyacak mısın?" diye sordu Emily neredeyse onu kışkırtırcasına.

"Sana acıdığımı kim söyledi? Eğer isteseydim seni hemen şimdi öldürebilirdim." dedi Halilintar sertçe fakat cümlesinin sonunda sesindeki özgüven yok olmuştu.

"Öyle mi?..." Emily neşeyle güldü ve aniden yana doğru yuvarlandı.

Halilintar bir ayağını onun sol tarafına koymuş olduğu için, yediği ani darbe dengesini bozarken, Emily hızlıca ayağa kalktı ve Halilintar'ın yere saplamış olduğu diğer kılıcı aldı. Bir süre inceledikten sonra da, ona doğrulttu. "Sen rakibine acırsan, o da seni sırtından bıçaklar."

"Bu... Zekiceydi." diye itiraf etti Halilintar hafifçe gülerek fakat Emily ciddiyetini bozmadı. "Şunu biraz ciddiye al Hali. Eğer isteseydim sen de şuan ölmüş olurdun."

"Öyleyse öldüğümü kabul ediyorum." dedi Hallilintar ve bunu kanıtlamak istercesine, kendini sırt üstü yatağa bıraktı.

Emily iç çekti ve elindeki kılıçla Halilintar'ı dürttü. "Böylece teslim olamazsın Hali. Kalk hadiiiiiii, kaaaalk!!"

"Ölmeme bile izin yok..." diye söylendi Halilintar suratını buruşturarak fakat kendinden beklenmedik bir hızla, aniden doğruldu ve ayak ucunda duran kızı ittirdi. Emily birkaç adım gerileyip yere çökerken, göğsüne bir kılıç doğrultulmuştu.

Halilintar kılıcının ucuyla ona hafifçe dokunarak, "Bu sefer kazandığımı itiraf et." dedi.

Emily kılıçtan gelen hafif elektrik akımı yüzünden ürperdi ve hafifçe güldü. "Tamam, belki de bu sefer kazanmış olabilirsin... Belki."

Halilintar bunun ne anlama geldiğini bile sorgulayamadan, kız hızla hareket etti ve boynuna sert bir darbe indirdi. Bayılmasa da, bir dizinin üzerine çökmesine yetecek kadar sertti.

Boynunu ovuştururken, hafifçe inledi ve ona baktı. "Sen hayatımda gördüğüm en sinir bozucu insansın—yani, Taufan'dan sonra tabii."

"Öyle mi? Taufan'la aynı kategoride olmaktan onur duyarım." dedi Emily kahkaha atarak ve keyifle ona baktı. "Sen de hayatımda gördüğüm en ama en huysuz fakat sevgi solu insansın."

"Ben mi? Sevgi dolu? İlginç." dedi Halilintar kaşlarını kaldırarak.

"Şöyle diyeyim: o pis gezegende yaşadıklarımdan sonra senin hiç sorgulamadan bana yiyecek ve giysi vermen çok iyi gelmişti." dedi Emily gülümseyerek. "Tek kelimeyle şaşırtıcı. Sayende Dünyalılar hakkında olumlu düşüncelere sahibim."

"Tabii tabii... Bu kadar yeterli, devam edelim." Halilintar üzerindeki kapüşonluyu ve eldivenlerini çıkarıp kenara bıraktı. Isınmıştı.

"Hava o kadar sıcak değil sanki, ne dersin Hali?" dedi Emily kaşını kaldırarak fakat o yalnızca omuz silkti. "Yeterince iyi bence."

"Peki..." Emily bir süre sessizce onun ellerindeki eski izlere baktı. "Bu izler... Onun yüzünden mi oldu?"

Halilintar'ın kaşları çatılırken, bir sure öfkeli bir ifadeyle uzaklara baktı. Aradan ne kadar uzun süre geçmiş olursa olsun, Noir'in adının anılması onu rahatsız ediyordu.

Neden sonra iç çekerek, "Hayır." dedi. "Buraya geldiğimde gücümü kullanmayı denediğim sırada oldu."

"Anladım..." Emily tekrar atağa başlamadan önce ona endişeli bir bakış attı. "Başın mı ağrıyor?"

"Ne? Ha, biraz..." diye mırıldandı Halilintar ve başını ovuşturmayı bırakıp, kılıçlarından birini eline aldı. Diğerini de ona uzattı. "Kılıç düellosu."

"İyi."

Bu dövüş diğerlerinden daha kızgın geçti, ikisi de güçlü rakiplerdi ve sık sık kılıçları çarpışarak, kıvılcımlar çıkarıyordu.

Neden sonra tam böyle bir anda beklenmedik bir şey oldu.

Halilintar kılıcının kabzasını iki eliyle sıkıca kavramış, onun kılıcını elinden düşürebilmek için sürekli bastırıyordu.

Emily ise artık zorlanmaya başlamıştı, eğer Halilintar'ı geri püskürtemezse bu dövüşü kaybedecekti.

İşte tam bu sırada, tuhaf bir şekilde Halilintar'ın tutuşu gevşedi ve kılıcı Emily'den gelen baskıyla birlikte ellerinden kayıp düştü. Halilintar'ın kendisiyse elleriyle başını tutarak yere çöktü.

"Hali? Sorun ne?" Emily ikinci kılıcı da kenara bırakacağı sırada, elindeki kılıç diğeriyle birlikte aniden yok oldu. İyice şüphelenen ve gerilen Emily başını kaldırmayan Halilintar'ın önünde diz çöktü ve omzuna dokundu. "Hali... Sorun ne?"

"İ-iyiyim... Ba-başım çok kötü ağrıyor..." diye mırıldandı Halilintar inleyerek. "Özellikle gözlerimi... açamıyorum bile."

"Belki de... Bekle." Emily bir şey bulmuş gibi onu izlemeye koyuldu. Beklediği gibi, yaklaşık beş-on dakika sonra Halilintar rahatlayarak başını kaldırdı.

"Sol gözün tamamen siyah renkte. Tek bir kırmızı nokta yok ve iki gözünün etrafındaki bölgede siyah desenler var." dedi Emily yavaşça. "Zehir geri mi dönüyor?"

"Geri dönmüyor. Kalan kısımlar ara sıra böyle vuruyor." dedi Halilintar iç çekerek. "Özellikle de gücümü uzun süre kullandığımda."

"Öyle mi? Sebep olduysam özür dilerim." dedi Emily üzgün ama sakin bir ifadeyle. "Böyle bir şey olabileceğini bilmiyordum."

"Sorun değil... Eve dönsem iyi olur." dedi Halilintar ve kalkıp, kenara bıraktığı eldivenleriyle kapüşonlusunu aldı.

"Sonra görüşürüz Hali." dedi Emily hafifçe gülümseyerek, Yıldırım hızıyla uzaklaşan arkadaşının arkasından bakarken.

Son.

Embéria Aéris.

Yani, Embéria tarzı bu. Biraz angst bulunmak zorunda XDD

Evettt, hikayelere devam ediyorum. Yolda olan bi angst var—blogda yayınlamaya başladığım 'Korunaklı bir sokak mı, yoksa tehlikeli bir yuva mı?' serisi. Tamamen angst ve HaLy odaklı, aynı zamanda Ashes Blowing İn The Wind'in spin-off hikayesi gibi. A.B.İ.T.W Iman'ın bakış açısından yazılan bir seriyken, K.B.S.Y.T.B.Y (ne kadar uzun oldu?) olayları direkt Halilintar'ın -aralarda Emily'nin bakış açıları da olacak sanırım- bakış açısından göreceğiniz bir seri olacak.

Ön bilgiler bu kadar ;P

İletişim: mercan.tasarim11@gmail.com 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

OVERLAPPİNG STORMS- 11

XD

THE DANGERS OF PLAYİNG TOO MANY VİDEO GAMES