KAYIP FIRTINA SIDE STORY- 6: "EN SEVDİĞİM KİŞİ..."

 6: "En Sevdiğim Kişi..."

Emily (çevrimiçi)

Taufan, Kokotiam'da buluşabilir miyiz?

Yatağında sırt üstü uzanmış, zihinsel bitkinliğini gidermeye çalışan Taufan, yatakta bir yerlerde duran telefonun -ki yeni alınmıştı- titrediğini hissetti. Şaşkınlıkla gözlerini açtı ve mesajın kimden geldiğine baktı.

"Emily mi?" Ona neden böyle bir mesaj atmıştı acaba?...

Biraz gönülsüzce yatağından aşağı atladı ve askıda duran siyah kapüşonlusunu üzerine geçirip, aşağı indi.

"Nereye? Taufan, dur! Nereye gidiyorsun?"

Taufan bitkince kendisini durduran Gempa'ya baktı. Dışarı çıkmak zaten zordu, bir de açıklama yapmak zorunda kalması daha da kötüydü. Elbette Gempa da haklıydı... Majör depresif bozukluğu olan birine elbette öylece güvenemezdi ve bu mantıklı bir davranıştı.

"Kokotiam'a... Neden?" diye sordu.

"Pekala." Kardeşi kolunu bıraktı fakat temkinli bir ifadeyle onu izlemeyi sürdürdü.

Ona başka bir açıklama yapma ihtiyacı hissetmedi ve ayakkabılarını giydi. Gitmeden önce hafifçe el salladı, soğuk davranıyormuş gibi görünmek istemiyordu.

Emily'nin neden onu çağırdığı sorusu zihninde dönüp duruyordu...

Kokotiam'a vardığında, Tok Aba ile Blaze ve Ais'ın da orada olduğunu gördü. Doğru ya, diye düşündü tanıdık yüzler görmenin mutluluğuyla hafifçe gülümserken. Bugün burada olacaklardı.

Tok Aba onu görünce gülümserken, tezgahları silmekle meşgul olan Blaze, elindeki bezle ona hafifçe vurdu ve alaycı bir şekilde, "Vay be, sen dışarıya çıkabiliyor muydun?" dedi.

Gözlerini devirdi ve sertçe -tabii ki şaka yollu- omzunu ittirdi. "İşine bak be. Beni evden çıktığıma pişman etme."

Siparişleri müşterilere götüren Ais bir an duraksadı. Sonra Blaze'i ondan uzaklaştırdı ve kendisine baktı. Taufan el sallayınca, o da el salladı. Ais böyleydi, aşırı gülmez veya konuşmazdı fakat her zaman varlığını hissettirirdi.

Her zamanki Ais, diye düşündü gülümseyerek. Eh, en azından gülebildiği zamanlar oluyordu... Demek ki iyileşmeye başlamıştı... O korkunç bir ayı atlatmıştı...

"Neden buradasın Taufan?" diye sordu Tok Aba, bir yandan sıcak çikolataları hazırlarken.

"Emily." dedi ve kızın gelip gelmediğini kontrol etmek için biraz ilerideki yola baktı. "Burada buluşmak istedi. Ne olduğunu bilmiyorum ama pek iyi bir şey değil gibi."

Tok Aba yorum yapmadı ancak Taufan onun bir şeyler anladığını hissetmişti. Eh, yaşın getirdiği tecrübeydi belki de...

Tam bu sırada, Emily'nin yaklaşmakta olduğunu gördü ve kızı sorulara boğarak bunaltmamak için kendini tutarak, masalardan birine oturmasını işaret etti.

Karşılıklı oturdular fakat tuhaf bir şekilde Emily tek kelime etmemişti. Yüzünü masaya koyduğu kollarına gömmüş, öylece de kalmıştı.

"Hey Em, sorun ne?" diye sordu nazikçe, anladığı kadarıyla kızın keyfi yerinde değildi. "Bir şey mi oldu?"

Kız başını kaldırdı ve elleriyle gözlerini silerek, "Ben... Bunu sana söylememem gerek..." dedi, aşırı titreyen sesine bakılırsa ağlıyordu. "Yani, umarım yüzsüzlük olarak düşünmezsin ama... Tau, ben Hali'yi çok özlüyorum..."

Taufan yüz ifadesinin nasıl bir şeye dönüştüğünü bilmiyordu fakat kız başını eğerek, "Kardeşi olmadığım için bunu söylemeye hakkım yok muhtemelen..." diye hıçkırdı. "Ama, ama ben—Hali benim sahip olduğum ilk aile ve ilk arkadaştı... Onu kaybetmek istemiyordum... Bu normal değil mi?"

Taufan derin bir nefes aldı, bunun ağır olduğunu kabul etmek zorundaydı. İçten içe bir tarafı Emily'e kızmıştı, evet. Emily ortalama bir yıldır hayatlarına dahildi ve şimdi... Onu özlediğini mi söylüyordu? Peki ya on dört yıldır onunla beraber olan, onunla birlikte olmadığı çok az anısı bulunan kendisi? Emily nasıl onunla aynı konumdaymış gibi davranabilirdi?

Şuan sağlıklı düşünemiyorum, diye geçirdi içinden ve tekrar derin bir nefes aldı. "Em, Hali'yi artık... Artık geride bırakmamız gerekiyor. Kabul etmesinin zor olduğunu biliyorum, hala yaşıyor olabilir, bunu da biliyorum. Onu aramaya da devam edeceğiz. Yine de tam bir sonuca ulaşana kadar bir beklentiye kapılmamalı ve onu unutmalıyız. Unutmak zorundayız. İki ay oldu bile..."

İki ay! Kelime zihninde yankılandı. O kadar olmuş muydu gerçekten? Sanki bir hafta bile geçmemiş gibiydi, acısı onlar için o kadar tazeydi ki... Zaman kavramını gerçekten kaybetmiş olmalıydı.

"Hem... Biliyorsun, Hali'nin yeri farklı olsa da, eğer ihtiyacın olursa buradayız." diye devam etti hafifçe gülümseyerek. "Beni istediğin zaman arayabilirsin. Diğerleri... Hala toparlanma sürecindeler, seninle konuşmak onlara Hali'yi hatırlatabilir... Ama ihtiyacın olursa beni arayabilirsin."

"...Teşekkür ederim." dedi Emily hafifçe gülümseyerek, biraz daha iyi görünüyor gibiydi—kızarmış gözleri ve burnu dışında tabii. "Umarım beni yanlış anlamamışsındır. Biliyorsun, ben—"

"Biliyorum." dedi nazikçe. "Ve eminim Hali de senin için aynı şeyi hissediyordu. Senin dışında hiçbir kızla bu kadar samimi olmadı. Meysa vardı elbette ama o sadece bir süre sıra arkadaşı olmuştu, daha fazlası değil. Sen ise... Bilmiyorum, sana karşı tuhaf bir sempati besliyor gibiydi."

Onun sesinin sonda hafifçe titrediğini duyan Emily telaşla, "Özür dilerim, biraz fazla mı zorladım?" diye sordu. "Onun hakkında konuşmak istemezsen gerçekten sorun değil—"

"Hayır, sorun değil..." diye mırıldandı fakat masanın dibinde uyuyan Kaza bile, bunun doğru olmadığını anlamışçasına mırladı.

Elbette Emily de ilk ayının nasıl geçtiğini biliyordu—hatta belki de ondan daha iyi biliyordu, çünkü kendisi o korkunç depresyon nöbeti sırasında yaşadıklarının tek bir anını bile hatırlamıyordu. Gempa'nın söylemesine göre, birkaç defa hastaneye götürüp antidepresan iğnesi vurdurmak zorunda kalmışlardı.

Şimdiyse Halilintar'ın şapkasıyla kalakaldıkları o anı hatırlayınca hissettiği tek şey boşluktu. Kardeşini düşündüğünde hissettiği acıdansa, bu boşluk daha iyi, daha katlanılabilirdi...

"Aslında Halilintar pek sevilesi bir insan değildi..." dedi Emily bir süre sonra, dudaklarında özlemli bir gülümseme belirmişti. "Yani, arkadaş canlısı biri sayılmazdı ve... Biraz korkutucuydu. Ama bilmiyorum, ilk karşılaştığımızda bana karşı olan tavrını hatırlayınca... Sanırım gerçek Halilintar oydu. Yine de kafa karıştırıcı, Halilintar'ın neden bu kadar zıt iki kişiliği olsun ki?"

"Gerçek şu ki, o hep böyle değildi." dedi düşünceli bir ifadeyle. "Evet, huysuz ve utangaçtı ama içe kapanıklığı her zaman var olan bir şey değildi."

"Öyle mi?"

"Evet. Elbette ki ergenlik yaşında olmasının da etkisi olduğunu söylüyorlar fakat asıl mesele şu ki..." Taufan duraksadı ve derin bir iç çekti. "Biliyorsun, biz annemle babamı çok küçük yaşta kaybettik. Psikoloğum her zaman... Bunun yeterli bir acı olduğunu söyler ve haklı."

"Halilintar da..." dedi Emily şaşkınlıkla.

"Hmm. Annemle babama ama özellikle anneme aşşşşşırı düşkündü. Kelimelerle tarif edebilmemin imkanı yok." dedi hüzünlü bir ifadeyle. "Onların öldüğünü öğrenince -ki bunu bizden saklamışlardı, bizse bir şekilde öğrendik- yıkıldı. Zaten ağzından pek sevgi sözcükleri veya yumuşak bir şey çıkmazdı, o zamandan sonra da nadiren 'sevmek' kelimesini kullandığını duyduk. Eşyaları için bile 'seviyorum' demedi."

"Vay... Bu yüzden mi kızlardan hoşlanmıyordu yoksa?" diye sordu Emily meraklı bir ifadeyle.

"Yani, bu da bir neden olabilir tabii... Sonuçta annem -tabii ki de- kadındı ve ona benzeyen herkes ona  annemi anımsatmış olabilir. Ama bu konuda net bir bilgim yok." dedi. "Daha çok insanların fikrini çok umursadığı içindi, yani en azından bir dönem öyleydi... Kızlarla ilgilenirse hemen işte çift vesaire olarak etiketlenebilme ihtimali onun için katlanılamazdı. O zaman, o zaman evlenmek düşüncesinden bile nefret ediyordu..."

Bunu hatırlamak gülmesine neden oldu. Kardeşi ne kadar tuhaf biriydi. "Zaman içerisinde değişti ve bildiğin Hali oldu... Gittikçe daha da bağımsız ve içine kapanık  hale gelse de, bizle olan ilişkisi genellikle hep aynı kaldı.. Bazen 'senden nefret ediyorum' dediğinde, gerçekten öyleyse neden bizi terk etmediğini sorardım. O da güler ve 'ikizler gibi, yedizler asla ayrılamaz seni hava kafalı'  derdi. Asla direkt 'ben sizden ayrılamam' vb. edebi şeyler söylemedi ama bir tek o cümle bile yeterli."

"Sizden ayrı yaşayamam diyordu... Çok ilginç ve güzel." dedi Emily duygulanarak. "Bunları söylemen sorun olmayacak mı peki? Belki de söylemeni istemezdi..."

"Belki de... Ama ikimizin de bunu duymaya ihtiyacı vardı, bu yüzden sorun olacağını sanmıyorum." dedi hafifçe sırıtarak ve ikisi de kıkırdadı.

"Ama yine de inanılmaz... Hali gerçekten annesine düşkün müydü?" diye sordu Emily, dalgın dalgın etrafta dolaştırdığı kahverengi gözleri düşüncelere daldığının bir işaretiydi. "Sanki annesine bile öyle mesafeli davranmıştır gibi geliyordu bana..."

"Hali'nin 'seni seviyorum' dediği tek kişi annemdi." dedi gülerek. "Bu yeterince açıklayıcı oluyor... Ah, ve Hali bize ara sıra sarılsa da -yani çocukken elbette ki dokunsallık konusunda konusunda böyle değildik- son zamanlarında anneme hala sık sık sarıldığını ve öptüğünü hatırlıyorum... Dokunsal biri olduğu için değil, daha çok... Bilmiyorum, sanırım iyi geliyordu."

"İlginç. Onu böyle hayal etmekte zorlanıyorum." dedi Emily, bunun üzerine Taufan hafifçe güldü. "Değil mi? İkinci ilginç bilgi: çilek ve çilekle alakalı şeyleri de annem yüzünden seviyor. Annemin en sevdiği çilek meyveydi, bu yüzden evin hiç olmazsa bir köşesinde çilekle ilgili bir şey bulunurdu. Bir süs, bir tatlı, bir oda kokusu veya kıyafet mesela..."

"Çok tatlı." diye mırıldandı Emily, şimdi kesinlikle çok daha iyi görünüyordu. "Yine de..."

İkisi de susup etrafı dinlemeye koyuldu. Kuşların ötüşleri, insanların konuşmalarının arasına karışıyordu. Yoldan geçen iki kişi, dünyadaki dertlerden habersiz, arada kahkaha atarak sohbet ediyordu.

"Umarım onu bir daha görebiliriz." diye sözünü tamamladı kız sessizce.

Tüm bu konuştuklarından sonra, kardeşine olan özleminin tekrar alevlendiğini hisseden Taufan, "Umarım..." diye karşılık verdi.

Son.

Embéria Aéris, 4 Haziran 2026.

Hehe, yeni bir k.f side story :D Taufan Emily ikilisi de harika fakat Halilintar'la olan ilişkileri başka tabii ki. Taufan sadece çok iyi bir arkadaş.

İletişim: mercan.tasarim11@gmail.com

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

OVERLAPPİNG STORMS- 11

XD

THE DANGERS OF PLAYİNG TOO MANY VİDEO GAMES