OVERLAPPİNG STORMS- 57

 57: Savaş

Angin neden böyle olduğunu gerçekten bilmiyordu fakat tekrar Windara'ya gideceklerini duyunca çok sevindiğini hissetti.

Orada yetişmemiş, orada kendisini ilgilendiren bir şey yaşamamıştı ama yine de seviyordu... Belki de sadece vatan sevgisiydi. Ya da belki de, annesinin ve ağabeylerinin oraya ait hissetmesi, onun da Windara'ya benzer hisler beslemesi için yeterli oluyordu.

"Angin! Çantanı topladın mı?"

Ranzanın üstündeki yatağında uzanan Angin, odaya giren ağabeyine kısa bir bakış attı ve uzanmaya devam etti. Eğer onu görmezse bu işi bir süre daha erteleyebilirdi. Şuan çanta toplamakla uğraşmak—

"Angin!"

İrkildi ve başını çevirip bakınca, ağabeyinin -belerttiğinde çok korkunç görünen- mavi gözleriyle karşılaştı. Suratını asarak, "Toplamak istemiyorum abang... Beni rahat bırak." diye söylendi ve sinek kovalarcasına elini salladı.

Ağabeyi salladığı elini sertçe yakaladı ve sabırsız bir öfkeyle, "Windara'ya işimiz biter bitmez gideceğiz."  dedi. "Buna rağmen çantalarını toplamıyor ve tembellik ediyorsun ha?!"

"Tembellik etmiyorum, düşünüyorum." diye düzeltti ciddiyetle fakat karşılığında alnına bir şaplak yedi. "Kalk, işini yaparken düşün o zaman!"

"Neden bu kadar gergin ki?..." diye söylendi kendi kendine ve yataktan kalktı. Ağabeyindeki bu gerginliğin türlü sebebi olabilirdi ama o bunu düşünmekle uğraşmayacaktı. Şu çantasını toplayıp kurtulmalıydı.

...

"Her şey hazır." dedi TAPOPS'tan getirdiği uzay gemisinden çıkan Beliung. Ellerini silkeledi ve gülümseyerek, memnuniyet dolu bakışlarını kardeşlerine dikti. "Eğer siz de hazırsanız gidebiliriz."

"Diğerleriyle vedalaşmayacak mıyız?" diye sordu Angin şaşkınlık ve endişeyle.

"Tabii ki vedalaşacağız. Ben Crystal ve Voltra'yla konuşacağım, isterseniz siz de diğerleriyle konuşabilirsiniz." dedi Beliung. Angin başını sallayarak onu takip ederken, Taufan gönülsüzce onlara katıldı. O bir an önce gitme taraftarıydı.

Kısa bir vedalaşmadan sonra, üç kardeş uzay gemisine bindiler ve Ochobot'un istekleri üzerine açtığı ışınlanma tüneline girdiler.

Bu kısımda iyice rahatlamış gibi görünen Beliung gemiyi otomatik uçuşa ayarladı ve iki kardeşine döndü. Bir şey söylemediği için, ikisi de bir şey demedi ve böylelikle uzun bir sessizlik oluştu.

Onu, "Ne bakıyorsun?" diye tersleyerek sessizliği bozan kişi Taufan oldu.

Beliung omuz silkti fakat gülümsemeye ve onlara bakmaya devam etti. Taufan'ın buna inanılmaz gıcık olduğunu sadece dudaklarından bile anlamak mümkündü.

Angin iki ağabeyini izlerken sırıttı. Ona göre bu çok eğlenceliydi. Beliung sırf onları çok sevdiği için onlara bakabiliyorken, bunda bir mantık ve sebep bulamayan Taufan bu harekete tahammül edemiyordu. Ortaya çıkan sonuç kesinlikle komikti.

Nitekim yol uzun olduğu için, Beliung onlara uyumalarını ve dinlenmelerini söyledi (emretti). Eğlenmeye değil, savaşmaya gidiyorlardı ve enerjiye ihtiyaç duyacaklardı. Ne kadar dinlenmiş olsalar, o kadar iyiydi.

...

Beliung onları uyandırdığında Dünya saatiyle saat öğleden sonra üçtü.

"Geldik mi?" diye sordu Angin heyecanla ve yanına yaklaştı. Windara'yı tekrar görmek için sabırsızlanıyordu. O yumuşak rüzgarlar, neşeli çocuklar, görkemli Kupuri Sarayı...

"Henüz değil." diye güldü ağabeyi. "Bak, şurası Kupuri Sarayı'na giden tünel. Şimdi oraya gireceğiz—bizi engellemeye çalışırlarsa da onları vuracağız."

"Vuracağız mı? Neyle?" diye sordu merakla, ağabeyi elini açarak bir rüzgar küresi oluşturunca hafifçe başını salladı. "Anlıyorum... Ben de savaşacak mıyım?"

"Neden olmasın? Taufan senin çok güçlü olduğunu söyledi." dedi ağabeyi gülümseyerek.

Taufan, "Sadece benden daha güçlü dedim, sözlerimi çarpıtma." derken; Angin, "Ama seninle dövüştüğümde hemen yenilmiştim..." diye itiraz etti.

"Kendini benimle kıyaslamamalısın." dedi Beliung şefkatle saçlarını okşayarak. "Ben yirmi beş yaşındayım ve küçük bir kısmı dışında ömrüm rüzgar elementiyle geçti. Sen şuan bu seviyede zaten olamazsın. Benim demek istediğim, yaşına göre ne kadar güçlü olduğun."

"Peki..." diye omuz silkti.

Bu sırada Kupuri Sarayı'na giden tüneli geçmiş ve o görkemli sarayı görmüşlerdi bile. Beliung ustaca bir hareketle gemiyi indirdi ve son kez her şeyi kontrol ettikten sonra, dışarı çıktı.

Dışarıda onları tatlı ve rahatlatıcı Windara rüzgarları karşıladı. Beliung ile Taufan tanıdık havayı içlerine çekerken, Angin buranın neden bu kadar rüzgarlı olmak zorunda olduğunu düşündü. Rüzgarlar güzeldi fakat çok sert estiğinde rahatsız edici olabiliyorlardı.

Tam bu kısacık rahatlama anında bir ses, "Hoş geldiniz... Majesteleri Beliung." dedi.

Üçü de o tarafa döndüler fakat beklediklerinden çok daha korkunç bir şeyler karşılaştılar. Beliung ile Taufan belirgin derecede gerilirken, Angin bilinçsizce iki ağabeyine iyice yanaştı.

"Hoş bulduğumu söyleyemem. Kendine ne yaptın Reramos?" diye sordu Beliung, farkında olmadan iki kardeşinin önüne geçerken.

"Bilmiyor olabilirsiniz ama yıllardır sakladığım Cocoonbot bunu yapabiliyor. Yıllardır bu günü bekliyordum..." dedi Reramos sinir bozucu derecede kibirli tonda, anlaşılan değişmeyen tek şey bu kibirli tavrıydı.

Geri kalan tüm bedeni, bambaşka bir şeye dönüşmüştü. Sanki bir normal bedeniyle bir örümceğin karanlık bir deneyde birleştirilmesi gibiydi. İnce, uzun ve keskin eklemli bacaklarıyla, sanki parmak uçlarında yürüyormuş gibi görünüyordu. Vücudu parlak, böcek benzeri sert bir kabukla kaplı ama bu kabuk metalik ve yer yer deforme olmuş gibi görünüyordu. Sırtındaki mor renkli kanatları kelebeğe benzer olsa da, zarif ve güzel olmaktan çok uzaktı. Üzerindeki kırmızı desenler daha da korkunç görünmesini sağlıyordu. En kötüsü ise, dört kırmızı göz ve tuhaf bir çenenin bulunduğu yüzüydü. Tek kelimeyle KORKUNÇTU.

"Ne yaptıysan yaptın, yine de seni yeneceğim ve tahtı senden alacağım." dedi Beliung öfkeli fakat normal yükseklikte bir sesle ve hafif bir rüzgar kullanarak havalandı.

"Abang Bel nasıl savaşıyor merak ediyorum." dedi Angin merakla.

Taufan kayıtsızca, "Sanırım şimdi göreceksin." dedi. "Tabii, tetikte olmayı unutma. İhtiyacı olursa -ki pek sanmıyorum- biz de ona yardım edeceğiz."

Bu sırada Beliung, Reramos'un etrafında dolanmaya başlamıştı. Dönerken oluşturduğu rüzgar yavaş yavaş bir hortuma dönüştü. Reramos'un beklemediği yerlerden de rüzgar küreleri fırlatıp onu sersemletiyordu.

Reramos bir şey yapmıyor muydu? Elbette ki öylece durmuyordu! Yeni örümcek benzeri tuhaf bedeninin bir özelliği olsa gerek, ona sürekli olarak ağa benzer şeyler fırlatıyordu. Ne var ki Beliung rüzgarın verdiği hızla birlikte, çok çevikti de. Belki de bu yüzden, Reramos bir kez olsun isabet ettirememişti.

"Aslında çocukken -ikimiz çocukken- çok daha çevikti." dedi Taufan ağabeyini izlerken, ses tonu neredeyse kendi kendine konuşur gibi, mırıldanma seviyesindeydi. "Sanırım yaşın getirdiği bir şey bu... Tabii eğitimsizliğinin de etkisi var..."

"Nasıl yani? Ben onun iyi eğitim aldığını sanıyordum." dedi Angin şaşkınlıkla kaşını kaldırarak.

"Elbette öyle ama bu en az on yıl önceydi." dedi Taufan, sonra tekrar sessizliğe gömüldü. Bazen çok analitik olabiliyordu ve anlaşılan o ki, bu savaş anı da o anlardan biriydi.

Bu sırada Reramos bir yolunu bulmuş, hortumdan kurtulmuştu ve bu hortumun dağılarak, Beliung'un geri savrulmasına neden olmuştu. Ağabeyleri savrulmanın etkisiyle ileride, yere çok sert yapışmıştı. Bayılacak kadar olmasa da, sersemlemişti, bu yüzden ayağa kalkmasına rağmen ilerleyemedi.

Reramos hızla onun üzerine atıldı ve büyük -gerçekten büyük- cüssesiyle tam üstünde durdu. Eklemli örümcek bacakları her iki yanında durarak, onun kaçmasını engelliyordu. "Sanırım sonunuz geldi Majesteleri, değil mi?"

"Pek sanmıyorum." dedi Beliung oldukça rahat bir tavırla, tam da bunun üzerine Reramos acıyla kükredi.

"Bu eklemlerin çivilerini sıkmamız lazım." dedi Angin huni şeklindeki rüzgar matkabını Reramos'un bacaklarından birine bastırırken.

"Tamamen katılıyorum." diye onayladı Taufan, o da aynı şeyi yapıyordu.

Reramos onlara yöneldiği sırada, kendisini toparlayan Beliung ona arkadan saldırdı. Üç kardeşin aynı anda yaptığı baskıysa, Reramos'un havaya uçmasına neden oldu.

Beliung onun peşinden uçtu ve sağdan, soldan, yukarıdan, aşağıdan, birçok noktadan ona saldırdı. Yeterli olduğunu düşündüğünde durdu. Ellerini kaldırarak, oluşturabileceği en büyük rüzgar kütlesini oluşturdu ve bunu Reramos'a fırlattı.

Reramos son bir sesle bağırarak, Kupuri Sarayından aşağıya doğru, rüzgarların arasında kaybolurken, Beliung yavaşça yere indi.

"Harikasın abang!" Angin baş parmağını kaldırarak, ona sırıtırken; Taufan, "Bunun biraz zor geçmesi lazımdı, biliyorsun ya, gerçekçi olması için." diye dudak büktü.

"Bu da neyin nesi? Windara'da yaşayabileceğin için mutlu değil misin yoksa?" dedi Beliung kaşlarını kaldırarak, Taufan ise omuz silkmekle yetindi.

"Ah, sadece itiraf et, durumdan memnunsun." dedi Beliung ve Angin de ciddiyetle -ama sırıtarak- ağabeyinin yüzünü işaret etti. "Bak, kızarıyor. Rol yaptığını anlamak istiyorsan kızarıp kızarmadığına bakmalısın. Kızarıyorsa rol yapıyordur."

Beliung, "Rol yapıyor değil, yalan söylemeye çalışıyorsa." diye düzeltti gülerek.

"İkinizden de nefret ediyorum." diye homurdandı Taufan fakat ciddi olmadığı açıktı.

Bu sırada, üçü de bir alkış sesi duydular. Yalnız olduklarını düşündükleri anda, aslında birileri tarafından izleniyorlardı.

"Mükemmel. Gerçekten mükemmel. Windara Veliaht Prensi ne kadar da gelişmiş."

Tanıdık sesi duyan ve tahmin ettiği kişi olduğunu gören Beliung bembeyaz kesilirken, Taufan biraz kaygıyla kaşlarını çatarak Angin'in bileğini kavradı. Angin sadece bundan bile, ağabeylerinin bu kişiyi tanıdığını anlayabilmişti fakat kafası karışıktı. Kimdi bu, nasıl tanıyorlardı? Neden bu kadar korkmuşlardı ki? Ah, bilememek ne kadar da kötüydü, neden açıklamıyolardı ki?!

"Sen... Burada ne yapıyorsun?" diye sordu Beliung hafifçe kekeleyerek—Angin ilk defa onun kekelediğini duyuyordu ve bundan, inanılmaz korkmuş olduğunu çıkarmıştı. "Yani hala yaşadığına dair söylentiler doğru..."

"Evet." dedi kişi soğuk bir gülümsemeyle. "Tam on yıldır -elleriyle on işareti yaptı- Gur'latan'da bu günü bekliyordum. Sen ve iki kardeşinin Windara'ya gelip şu böceği -Reramos'u işaret etti- yenmesini... Ve sonrasında gelip gücümü alacaktım."

"Rüzgar elementi asla sana ait olmadı." dedi Beliung soğukça, sonunda soğukkanlığını geri kazanabilmişti. "Nesillerdir bize ait o ve bizde kalmaya da devam edecek. Çalarak ona sahip olamazsın. Bu böyle işlemez."

"Zaten çalmak zorunda değilim." dedi kişi kötü bir kıkırdamayla. "Sadece sana sahip olmam yeterli."

"Ne demeye çalışıyorsun?" diye sordu Beliung kaşlarını çatarak fakat o geri çekilerek arkasındaki şeyi gösterince, tekrar bembeyaz kesildi ve yeni topladığı tüm soğukkanlılığını kaybetti.

"Yeni silah arkadaşıma... Ya da silahıma merhaba de, Beliung."

Devam edecek...

HIHEHEHEHEHEHKSJEJJE

Çeviri: okuduğunuz için teşekkürler.

İletişim: mercan.tasarim11@gmail.com 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

OVERLAPPİNG STORMS- 11

THE DANGERS OF PLAYİNG TOO MANY VİDEO GAMES

XD