OVERLAPPİNG STORMS- 58

58: Savaş Ⅱ

"Argh! Ah, ah! Olmuyor işte!"

Bu öfkeli ve çaresiz bağırışlar, dokuz yaşındaki Beliung'tan başkasına ait değildi. Kraliyet sarayının etrafında, rüzgar elementini geliştirmek için pratik yapıyordu fakat anlaşılan o ki işler pek de yolunda gitmiyordu.

"İki saattir çalışıyorum fakat bir türlü beceremiyorum..." diye söylendi keyifsizce. Üzerine Kupuri sarayı inşa edilmiş olan, rüzgarlar sayesinde havada duran adanın ucuna gitti ve kenara çöküp, oturdu. Bitkin hissettiğinde böyle yapardı. Rüzgarların uğultuları, kişilerin ona vereceği nasihatlerden bin kat daha iyiydi.

Sanki biliyormuş gibi konuşuyorlar, diye düşündü yanağını avucuna yaslayarak. Hayatlarında kaç defa Rüzgar Taşıyıcısı oldular acaba? Annem bile bana bu kadar nasihat vermiyor.

Başını gökyüzüne kaldırdı; rüzgarlarla birlikte, mavi bir gökyüzü... Kardeşi Taufan ile annesini düşündü. Kardeşi henüz Rüzgar elementini çıkarabilecek kadar büyük değildi, günlerini sarayda koşmakla ve Maripos'un kelebeklerini yakalamakla geçiriyordu. Annesiyse yetenekli bir Rüzgar Taşıyıcısıydı fakat gezegenleri huzur içerisinde olduğundan, gücünü kullanmasına gerek yoktu... Elbette kendisinden çok daha iyi olmalıydı.

"Demek ki kraliyet ailesinden olmak zor değil..." diye mırıldandı kendi kendine ve kollarını, karnına çektiği bacaklarına sararken, "Öyleyse ben niye zorlanıyorum?..." diye fısıldadı.

"Belki de bunu kendin için zorlaştıran sensindir."

"O da doğru..." diye başını salladı dalgınca, annesinin uyarısına rağmen kendisini çok zorladığı ve sonucunda bayıldığı bir gün bile vardı.

Aniden biri onu tutunca ve boynuna bir şeyi bastırınca çığlık attı. Kurtulmak için davranacağı sırada, boynuna bastırılan şeyin -kılıcın- Yıldırım kılıcı olduğunu gördü ve iç çekerek, "Beni öldürürsen Windara ile Gur'latan ebediyen barışmaz Voltra." dedi.

"Bak sen şu işe, kan davasına gelince önemlisin yani." dedi adı geçen kişi -Voltra- alaycı bir tavırla ve onu bıraktı. Hala elinde olan kılıcı yere yasladı ve Gur'latan'a özgü, kan kırmızısı renkteki gözlerini koruyucu rüzgarlara dikti. "Burada ne yapıyorsun?"

"Asıl sana sormak lazım. Bildiğim kadarıyla bugün Windara-Gur'latan toplantısı falan yoktu. Öyleyse burada ne işin var?" diye sordu ayakta duran arkadaşına sorgulayan bir bakış atarak. "Gur'latan'ında önemli bir toplantı yok muydu?"

"Birincisi, Gur'latan benim falan değil; ikincisi, toplantı hep var ama hepsi kayda değer bir önem taşımıyor." dedi Voltra küçümseyerek. "Birçoğu çok sıkıcı ve gereksiz. Senin yaşındayken deli gibi hepsine girmeye çalışıyordum. Şimdi umurumda bile değil." Duraksadı ve sırıtarak ona döndü. "Hem burada yardımıma ihtiyaç duyan biri var galiba, ona yardım etmem daha iyi olur."

"Gıcık. Yardıma ihtiyacım yok." diye homurdandı başını çevirerek.

"İtiraf et şunu, yine neyi yapamadın?" diye sordu Voltra kollarını kavuşturarak.

"Hepsi... Dört yıldır ilk gösterdiğim performansı yakalamaya çalışıyorum fakat bir türlü başaramadım." diye mırıldandı alnını dizlerine yaslayarak. "Enerjim çabuk tükeniyor, defalarca saraya girerken bayıldım... Annem ilk zamanlar için bu normal diyor fakat dört yıl geçti, hala aynı tas, aynı hamam."

İlk kez Rüzgar elementini kullandığında ne kadar kusursuz olduğunu düşündü. Gün boyunca güçlerini kullanmış, şuan yapmaya kalksa belki de hasta düşeceği pek çok şey yapmış fakat günün sonunda hiçbir şey olmamıştı. Belki de o gün yaptıklarının bir karşılığıydı, bilmiyordu fakat o günden sonra değil gün boyu, üç-dört saatten fazla gücünü kullanamaz olmuştu. Eğer kesintisiz bir şekilde kullanırsa bu süre 1-2 saate de düşebiliyordu.

Eğer ilk Rüzgar Taşıyıcısı olsaydı muhtemelen sorun etmezdi, çünkü kendisinden başka kullanan olmazdı. Ancak kendisi ilk değildi ve mükemmel bir Rüzgar Taşıyıcısı olan annesini gördükçe üzüntüsü ile hayal kırıklığı korkunç derecede artıyordu.

"Kendini annenle kıyaslaman saçmalık." dedi Voltra aniden. "Saçmalık ve kendine saygısızlık. Kendinden yapamayacağın bir şeyi bekleyip, yapamayınca da kızıyorsun."

"S-sen bunu nereden—" diye soracak oldu şaşkınlıkla.

"Belli değil mi? Kusursuz olmak istiyorsun. Kim gibi? Elbette annen." diye devam etti arkadaşı gözlerini kısarak ona bakarken. "Bak, herkesin yapabildiği ve yapamadığı şeyler vardır. Ben güçlerimi iyi kontrol ederim, sen de duygularını. Ben duygularda kötüyümdür, sen de gücünü kontrol etmede. Galakside çeşit çeşit insan var ve hepsi birbirini tamamlıyor. Kimse de diğerinin yapabildiği bir şeyi yapamayan birine, sen neden bunu yapamıyorsun, diye hesap sormuyor."

"Anlıyorum..." dedi başını eğerek fakat hala iyi hissettiği söylenemezdi. Aksine, o diğerinin yapabildiği şeyi yapamayan kişi olduğunu düşünmüş ve daha da beceriksiz hissetmişti.

"Bak Beliung, sen hiçbir şeyde başarılı olmasan bile, iletişimin çok güçlü ve sadece bu bile sana yeter." dedi Voltra arkadaşça sırtına vururken neredeyse gülümseyerek. "Şefkatlisin, düşüncelisin (biraz fazla düşüncelisin), nerede ne yapman gerektiğini biliyorsun. Bunlar senin için başlı başına bir artı."

"Hmm..." Aslında mantıklıydı... Arkadaşına döndü ve hafifçe gülümsedi. "Teşekkür ederim."

Voltra önemli değil anlamında elini salladı ve az önce eğitim yaptığı yeri işaret ederek, "Düelloya var mısın?" diye sordu.

"Her zaman!" dedi sırıtarak ve ayağa kalktı.

Voltra çok iyi bir arkadaş, diye düşündü birlikte yürürlerken. İnsanlar onu soğuk biri olarak görüyor ama bunun sebebi onu tanımamış olmaları.

...

"V-Voltra..." diye kekeledi Beliung, duyguları o kadar karışmıştı ki, parmağını bile oynatamıyordu. Kendini savunmalıydı, kardeşlerini savunmalıydı fakat Voltra'ya, en yakın arkadaşına karşı savaşabilir miydi? Onun arkadaşı olarak karşısında durmadığını bildiği halde?

Onun kararsızlığını gören Taufan, onu da geri -Angin'in yanına- ittirdi ve düşmana soğuk bir bakış attı. "Onun bu durum karşısında yıkılacağını biliyordun, değil mi Retak'ka? Bilerek yaptın."

"Ne diye bununla uğraşayım?" dedi Retak'ka kötü kötü gülerek. "O paha biçilemez elementini bana verseydi, buna gerek kalmayacaktı." Eliyle yanında duran Voltra'yı işaret etti.

"Neden sana teslim etsin ki?" dedi Taufan küçümser bir tonda. "Rüzgar elementi Windara'ya ait ve öyle kalacak. Ayrıca alsan bile, Rüzgar elementi seni sevmezse sana itaat etmeyecek—"

"Oh, sevecek, emin ol." diye sözünü kesti Retak'ka kötü bir sırıtışla. "Her neyse, yeterince konuştuk... Voltra, beyaz kıyafetli olanı yakala."

Taufan yapmayacağına dair bir umutla, adı geçen adama baktı fakat umudu boşa çıktı. Eskiden Gur'latan İmparatoriçesi Kira'na'nın taktığı gibi bir gözlük takan Voltra ikiz kılıçlarını oluşturdu ve ileri atıldı.

Elbette ki Taufan onun Beliung'a saldırmasına göz yumamazdı. Ağabeyini biliyordu, bu duygusal şoktan hemen kurtulamayacak, kurtulsa bile Voltra'ya saldıracak gücü kendisinde bulamayacaktı, bu yüzden onu savunması gerekiyordu.

Güçlü bir rüzgar kalkanı oluşturdu ve rüzgarıyla kendini Voltra'nın geldiği yöne doğru ittirerek, Beliung'u savunmaya koyuldu. Oldukça düz bir ifadeyle kalkanına kılıç darbeleri indiren Voltra'ya, "Onun seni kontrol etmesine izin vermemelisin." diye seslendi fakat adam bir tepki vermedi.

Retak'ka kötü bir kahkaha attı. "Seni duyacağını mı sanıyorsun? Hala çocukken olduğun kadar saf mısın çocuk?"

Taufan ona delici bir bakış atmakla yetindi, konuşarak enerjisini harcamayacaktı. Zaten Voltra sürekli yönünü değiştirdiği ve kendisi de onun önüne geçmeye çalıştığı için yeterince yoruluyordu, bir de boş yere nefesini harcamayacaktı.

Bir aralık Voltra'nın kılıcı yüzüne çok yaklaşınca, çocukluk anılarından birini hatırladı. Anemosis genetiğini taşıdığını öğrenmeden önce, hala çok hevesli olduğu zamanlardaki bir anısı...

"Abang Voltra! Birlikte bir düello yapabilir miyiz? Lütfen!"

"Tamam. Seninle nasıl savaşmamı istiyorsun; sert mi, yoksa yumuşak mı?"

"Ağabeyimle nasıl savaşıyorsan öyle!"

...Sonra kalkanına sığınıp kalmış, hiçbir şey yapamamıştı. Kalkanı yıpranmaya başlayınca kılıç yüzünün çok yakınına gelmiş, o da korkudan kalbi göğsünden fırlayacakmış gibi atarken, "Abang, abang Voltra! Kılıcını çek, lütfen!" diye bağırmıştı.

"Ne tesadüf, yine karşılaştık." dedi onun kendisini duymayacağını bilmesine rağmen ve aniden kalkanını yok ederek, kalkan parçalandığı için oluşan kuvvetli rüzgarla Voltra'nın geri savrulmasını sağladı.

Voltra kendisine tekrar saldırmadan önce bir an duraksadı. Ani bir hareketle ikiz kılıçlarını yok ederken, Yıldırım mızrağını oluşturdu ve ona fırlattı.

Rüzgarını kullanarak mızrağı gerisingeri Voltra'ya fırlattı ve rüzgarın da etkisiyle, mızraktan çıkan yıldırım enerjisi Voltra'yı çarptı. Bu adamın bir anlığına sersemlemesi için yeterliydi.

Ne yazık ki Taufan tam da en yanlış vakitte tereddüde düştü. Voltra'yı saf dışı bırakabilirdi ama bu sırada ona zarar da verecekti—

O bir anlık tereddüt yeterli oldu.

Voltra Yıldırım hızı sayesinde arkasına ışınlandı.

Taufan sırtında daha önce eşi benzerini yaşamadığı, korkunç bir acı hissederken, yapabildiği tek şey bağırmak oldu. Acıdan başı dönerek yere yığıldı. Zaten gözlerini açık tutmakta zorlanırken, sırtındaki acıya bir yenisi eklenince daha fazla dayanamadı ve bilincini kaybetti.

"Güzel, şimdi beyaz kıyafetliyi bana getir." dedi Retak'ka buz gibi bir sırıtışla.

Her şeyi dehşet içerisinde izleyen Angin, trans halinden çıktı ve bunun ne anlama geldiğini fark etti. Hala hareket etmeyen, öylece ayakta duran ağabeyi savunmasızdı, onu koruyacak kimse yoktu.

Sadece kendisi vardı.

Yavaşça rüzgar kalkanını oluşturdu ve kararlılıkla Voltra'ya baktı. Bu adam kim bilir kaç yaşındaydı ve kendisinden kaç kat daha güçlüydü ama şuan bunu düşünmenin sırası değildi. En azından denemeli, elimden geleni yaptım diyebilmeliydi. Baştan pes etmemeliydi, belki de başarılı olurdu...

Savunmaya hazırlanırken, ağabeyine doğru, "Lütfen bir an önce toparlan abang..." diye fısıldadı ve başladı.

Angin çok iyi olmadığını biliyordu ama en azından hız konusunda iyiydi. Sadece, enerji konusunda çok sıkıntı çekeceğini hissediyordu ve endişelendiği tek konu buydu. Rüzgar kalkanı yok olursa, tamamen savunmasız kalırdı, en azından tekrar güç toplayana kadar...

Bir süre savaştıktan sonra Voltra sebepsiz bir şekilde duraksayınca, hemen birkaç keskin rüzgar diski fırlattı ve onu geri püskürttü. "Dur artık!"

"Onun gücü senin için çok fazla." dedi Retak'ka sinir bozucu bir tavırla. "Sen bir saat bile dayanamazsın, o ise tüm gün savaşabilir. Pes etsen iyi olur evlat."

Angin duydukları karşısında dehşete düşse de, gardını indirmemeye çalıştı. Yine de biraz düşen motivasyonu savunma potansiyelini de etkilemiş olmalıydı, Voltra'a yetişmekte zorlanmaya başladı.

Neden sonra bir anda, Voltra Beliung'a değil ona saldırmaya başladı ve bunu fark etmeyen Angin'in kafası iyice karıştı. Hareketlerini tahmin edemiyor, arkasındaki mantığı algılayamıyordu.

Bu yüzden Voltra arkasında belirince tepki veremedi ve sadece nefesini tutarak, gelecek acıyı bekledi.

Bekledi.

Bekledi.

Bekledi...

Neden hiçbir şey hissetmiyordu? Ölmek böyle bir his miydi, bu kadar kolay mıydı?

Korkudan aralayamadığı gözlerini açtı ve korka korka da olsa, arkasına dönüp baktı ama baktığına pişman oldu.

"A-abang Bel..." diyebildi, dehşet ve kederden dili tutulmuştu.

Voltra, bu duygusal ana tezat oluşturan kayıtsız bir ifadeyle kılıcını geri çekti. Kırmıız-siyah renkteki kılıç şimdi çoğunlukla kırmızıydı. O belki de görevini yaptığı için Retak'kanın yanına doğru ilerlerken, Angin yere yığılan ağabeyinin uyanık kalmasını sağlamaya çalışıyordu.

"Abang, uyuma! Uyursan öleceksin!" diye bağırdı panik içerisinde.

"Ölmeyeceğim... Kahramanlar asla ölmez." dedi Beliung şakacı bir tavırla fakat bu ağır yaralı haliyle hiç de komik değildi. "Angin, üzülme. Ben iyi olacağım ama eğer Retak'ka'yı durdurmazsan ne sen, ne ben, ne de galaksi rahatlayamayacak."

"Ben mi?! Ben onu tek başıma yenemem!" dedi Angin çaresizce fakat ağabeyi başını iki yana salladı. "Yenebilirsin. Voltra gözünü korkutmasın, onu yendikten sonra Retak'ka'yı her türlü yenebilirsin. Sen savaşırken... Gücümü... Sana aktardım... Artık... Çok daha güçlüsün."

"Abang, abang dur, dur uyuma!" diye bağırdı Angin telaşla fakat artık çok geçti. Kan kaybı ve acıya yeterince uzun süre direnen Beliung da artık oyun dışıydı.

Tüm bu anı izleyen Retak'ka kötücül bir kahkaha attı. "Sonunda... Sonunda Windara prenslerini alt ettim!"

"Hepsini mi?" diye sordu Angin ayağa kalkarken. "Beni onlardan saymıyor musun?"

"Kendini bir şey mi sayıyorsun evlat? Sen çok zayıfsın, Voltra'nın bir kılıç darbesi seni bitirmeye yeter." dedi Retak'ka küçümser bir tavırla.

"Evet... Ama ağabeyim yapabileceğimi söyledi ve o hiçbir şeyi öylesine söylemez!" dedi Angin sesinin titremesini engelleyerek ve başını kaldırıp ona baktı. Gözleri aynı Beliung'un gözleri gibi, neon mavisiydi. Rüzgar elementinin güçlü bir işareti...

"Birini öldürmek isteyeceğimi hiç düşünmezdim... Ama seni öldüreceğim!"

"Yapabilirsen yap, evlat." dedi Retak'ka alaycı bir kahkahayla ve yanında duran Voltra'ya işaret etti.

Angin resmen önüne ışınlanan Voltra'nın saldırısını, kılıcını yakalayarak karşıladı. Normalde kılıca dokunan bile yıldırım akımına kapılırken, o kılıcı tutmuş fakat hiçbir şey olmamıştı. Mavi bir ışıkla parlayan ellerine bakılırsa, kılıca temas eden şey elleri değil, rüzgarıydı.

O ana kadar ifadesiz kalan çocuk gülerken, elindeki bu rüzgarı Voltra'ya iletti ve bu, adamın tüm o yıldırım akımına maruz kalmasına neden oldu. Elbette biraz bağışıklığı olduğu için sadece sersemledi ama bu süreçte Angin onun kılıcını elinden almış ve ona doğrultmuştu.

"Seni öldüremem... Ama önümden çekmek zorundayım." dedi onun duyabileceği bir sesle ve kılıçla öldürücü olmayan, sadece bayıltacak bir darbe indirdi. Sonra üç kişinin kanlarıyla kaplı kılıcı bir kenara fırlattı.

"Artık kaçamazsın Retak'ka." dedi soğukça." Etrafında rüzgarlar esmeye başlamıştı; hem gerçek, hem de mecazi anlamda. "Teslim olsan iyi olur. İki türlü de seni öldüreceğim. Bu galakside, hatta hiçbir yerde yaşamaması gereken bir yaratıksın."

"Bence o kadar da emin olma evlat." dedi Retak'ka, gri renkli saçlarında tuhaf bir şekilde mavi ve kırmızı parıltılar vardı. Gözlerini ona dikerken, sırıtışı genişledi.

"Savaş henüz bitmedi. Henüz kazanmadın."

Devam Edecek...

Of karaladım işte bir şeyler. K.S.Y.T.Y daha güzel. Sonuçta o ✨HaLi AnGsT✨

İletişim: mercan.tasarim11gmail.com

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

OVERLAPPİNG STORMS- 11

XD

THE DANGERS OF PLAYİNG TOO MANY VİDEO GAMES