OVERLAPPİNG STORMS- 59
59: Savaşın Sonu...
"Demek Windara'nın üçüncü prensi bu."
Bu ses, Satriantar Ratna'nın torunu, yeni Gur'latan İmparatoriçesi Kira'na'ya aitti. Kızıl saçlı kadın, beşikte yatan bebeğe baktı ve ağırbaşlılıkla gülümsedi. "İleride ne olacağı bilinmez ama şuan için oldukça tatlı bir bebek." dedi Windara İmparatoriçesi Kuputeri'ye dönerek.
Kuputeri gülümsemekle yetindi, bu durumda söylenebilecek pek bir şey yoktu.
"Nerede o?!" diye bağırdı biri, sesi ince ve meraklı bir tondaydı. Anlaşılan o ki, bu kişi—
"Anne, nerede o?" Bu Kira'na'nın en küçük oğlu, üçüncü Gur'latan prensi Thun'dan başkası değildi. Normalde, on dört yaşındaki ağabeyi Halilintar'la neredeyse aynı olan bir adı vardı, yani Thunder'dı fakat herkes ona Thun dediği için, her yerde böyle bilinirdi. Eğer Gur'latan halkına onu sorarken Thunder derseniz, halk size tuhaf tuhaf bakar, çok kaba ve gereksiz derecede resmi olduğunuzu düşünürdü. Sonuçta Thunder ismi, resmi durumlarda bile nadiren ortaya çıkan bir isimdi.
"İşte, burada." Kira'na dört yaşındaki oğlunun beşiğe bakmasına yardım etti ve, "Gördün mü? Çok tatlı değil mi?" diye sordu.
(Not: bu Thunderboy bildiğiniz Halilintar. Angin'in oyun arkadaşı olan evet. Fakat Voltra kaybolduktan sonra, ortanca kardeş onun adını aldı ve Halilintar ismini de Thun'a bıraktı. Taufan'ın uzunca bir süre Beliung olarak bilinmesi gibi.)
"Evet." dedi Thun düşünceli bir tonda, sonra aniden annesine döndü ve biraz sorgular, biraz da masum bir ifadeyle, "Ben de kardeş istiyorum." dedi.
Zaten kardeş sahibi olan Voltra ile Halilintar aynı anda iç çekti—hatta Halilintar ve Thun'un neşesi için fazla ciddi olan Voltra, "Bir tane daha kardeş istemiyorum..." diye homurdandı.
Kira'na ise güldü ve, "Zaten iki tane ağabeyin var Thun, neden bir tane kardeş istiyorsun?" diye sordu.
"Çünkü onlar sıkıcı!" dedi Thun neredeyse küçümser bir tavırla ve Windara'nın yeni prensine bakmaya devam etti. Onun bu cevabı ağabeylerini memnun etmemişti tabii...
"Hey Taufan, ağabey olmak nasıl bir duygu?" diye sordu Halilintar adı geçen çocuğa yönelirken.
On yaşındaki Taufan ellerini önünde birleştirmiş, oldukça kayıtsız bir ifadeyle duruyordu. O kendisine seslenince dönüp baktı, sonra tekrar eski pozisyonuna dönmeden önce omuz silkti. "Bilmem. Değişen bir şey yok."
"Bir sorumluluk duygusu gelmedi mi?" diye sordu Halilintar hafifçe gülerek. "Gerçi kardeşin daha yeni doğdu, elbette henüz bir şey değişmemiştir."
"Olabilir..." diye mırıldandı Taufan, ilgisiz görünüyor olsa da Beliung odaya girer girmez, neredeyse hışımla denebilecek bir tavırla odayı terk etti.
Halilintar şaşkınlıkla onun arkasından bakarken, odaya yeni giren Beliung da şaşırmış görünüyordu. Elbette nedenini biliyordu -hala barışmamışlardı- ama yine de... Kardeşi vebadan kaçınır gibi kendisinden kaçıyordu. Tuhaftı.
"Bir şey mi oldu?" diye sordu Halilintar'a bakarak.
Ortanca prens ellerini iki yana açarken, Voltra yeni bebek gören herkesin dediği gibi, "Yeni kardeşin sana benziyor Bel." dedi. "Baksana."
"Öyle mi?" Beliung şaşkınlık ve biraz kafa karışıklığı içerisinde beşikte yatan bebeğe baktı. Annesi adının Angin olacağını fakat herkese hemen duyurulmayacağını söylemişti. "Bilemiyorum... Ben pek çıkaramadım."
"Tabii ki." dedi Voltra hafifçe başını eğerek ve tekrar sessizliğe gömüldü. Bazen ne düşündüğünü tahmin etmek gerçekten imkansızlaşıyordu.
Aslına bakarsanız, Voltra da kendisinin ne düşündüğünden veya hissettiğinden emin değildi. Bazen bir şey tahmin ediyordu ve tahmini o kadar başarılı çıkıyordu ki, kendisi bile şaşırıyordu.
Ve bu sefer anladığı üzere, bu yeni bebek huysuz, dik kafalı -evet Voltra onun tam olarak böyle olduğunu düşünüyordu- Taufan'dan ziyade, kibar ve sakin Beliung'a benzeyecek gibiydi.
Neden böyle düşündüğünü gerçekten bilmiyordu tabii... Sadece, onun bir gün gerçek bir prens ya da yönetici olup olmayacağını merak ediyordu.
...
Angin dişlerini sıktı. Yaklaşık iki dakikadır Retak'ka'yla bakışıyorlardı fakat ne o, ne de kendisi bir atakta bulunmamıştı.
Saldır artık, diye düşündü öfkeyle.
"Ne olduğunu merak etmiyor musun?" diye sordu Retak'ka kötücül bir sırıtışla.
"Hayır, bu savaşın ne zaman biteceğini merak ediyorum." diye karşılık verdi soğukça, bir yandan aklının bir köşesi iki ağabeyindeydi. Taufan'ın dayanacağını umuyordu fakat en büyük ağabeyi Beliung'tan şüpheliydi, bu yüzden bir an önce savaşı bitirmeliydi...
"Bu savaşın bitmesini istiyorsan, gücünü teslim etmen yeterli." dedi Retak'ka soğuk bir gülüşle. "Ama tabii, gücünü vermen de yeterli değil. Canını da almalıyım ki, bana tehdit oluşturmayasın."
"Ne gücümü, ne de canımı asla alamayacaksın!" diye bağırdı hiddetlenerek ve hızla Retak'ka'ya uçtu. Keskin rüzgar diskleri oluşturup ona fırlatırken, bir yandan da etrafında dönüyordu. Ne yazık ki bunun onu kışkırtmak için hazırlanmış bir tuzak olduğunu anlayamayacak kadar tecrübesizdi.
Aniden Retak'ka bileğini tuttu ve Angin kaçmayı bile düşünemeden, büyük bir yıldırım akımı vücudunu kapladı. Büyük şokun etkisiyle, çığlık bile atamadan yere yığıldı. Gözlerini açık tutmakta zorlanmaya başlamıştı.
"Sonun geldi çocuk." dedi Retak'ka kötü bir kahkaha atarak. "Rüzgar elementi benim oldu!"
Angin son bir girişimde bulundu fakat daha saldıramadan, elindeki rüzgar küresi yok oldu. Zaten bitkin düşmüş olan vücudu, bu girişime isyan etmişti.
Hayır, hayır... diye düşündü acı içerisinde. Abang Bel, abang Taufan... Onları öldürecek...
Fakat direndiği halde, adına uyku denen karanlık, onu yutmuştu.
...
Sanki gözünü kırpmış gibi, bir anda uyanıverdi.
Savaş hala devam ediyor! Savaş hala devam ediyor! diye düşündü panikle ve doğrulmaya çalıştı fakat hem başı çok dönüyordu, hem de her yeri ağrıyordu. Zaten bir el omzunu tutmuş, onu tekrar yatırmıştı. "Dinlenmelisin. Hala iyileşmedin."
Bunu söyleyenin kim olduğuna baktı. Ama bu kızıl saçlı adam... Bu şeydi... Voltra... Neler olmuştu?
Voltra hafif, neredeyse yok denecek kadar hafifçe gülümsedi. "Uyumaya devam et."
Angin söylenene uyarken, kafasında bin tane düşünce dönüyordu. Ne olmuştu? Retak'ka yenilmiş miydi? Yoksa ağabeyleri ölmüştü de Voltra'yla kendisi mi hayatta kalmıştı?...
...
İkinci defa uyandığında yalnızdı. Daha ilk bakışta, Windara şifa çadırlarından birinde olduğunu anlamıştı. Yavaşça doğruldu ve etrafa baktı.
Yanındaki yatakta ağabeyi Taufan yatıyordu. Yaşıyordu! Normal göründüğüne göre de, o kadar kötü değildi.
Diğer ağabeyi Beliung burada değildi ve bu gerilmesine neden oldu. Ağabeyine bir şey olmuş olabilir miydi? Değilse neden burada yatmıyordu? Ne olmuştu?
Yatağından kalktı ve sarsak adımlarla dışarı çıktı. Dışarıdaki aydınlık bir anlığına gözlerini kamaştırsa da, sonrasında alıştı.
Tahmini doğruydu, Windara köyündeydiler. Windaralı çocuklar neşeyle etrafta oynuyor, yetişkinler ise -evet, Reramos olmadığı için madenlerde çalışmalarına gerek kalmamıştı- köyün işlerini yapıyordu.
O kızıl saçlı adamın -Voltra'nın- etrafında çocukların toplanmış olduğunu gördü. Demek ki hayal falan değildi, gerçekten de...
"Günaydın."
Eyvah! O kadar dalmıştı ki, Voltra'nın çocuklarla konuşmayı bitirip yanına geldiğini fark etmemişti. Hızlıca toparlandı ve gülümsemeye çalıştı. "Günaydın."
Onun bu tepkisi Voltra'yı eğlendirmiş gibiydi. Hafifçe gözlerini kısarak, "Adın neydi?" diye sordu. "Pek çok şeyi hatırlamıyorum maalesef, üzgünüm."
"A-şey, Angin." dedi telaştan kekeleyerek. Sonra merakla, "Hiçbir şey hatırlamıyor musunuz gerçekten?" diye sordu.
"Yani aklımda pek yerleşmemiş şeyleri hatırlamıyorum sanırım." dedi Voltra sakince. Dünya'daki iki kardeşine kıyasla çok daha ciddi ve sakindi. "Arkadaşlarımı hatırlıyorum... Halilintar ile Thun'ı hatırlıyorum... Bunun gibi birkaç detay daha... Beliung mu? Ha, anlıyorum... O burada değil, yaraları çok ciddi olduğu için TAPOPS uzay üssüne götürüldü."
İyileşmeyecek mi?... diye düşündü Angin, farkında olmadan yüksek sesle düşünmüş olsa gerek ki Voltra yavaşça, "Hiçbir fikrim yok." dedi. "İyileşebilir veya... Neyse. Her ne kadar adını zar zor hatırlamış olsam da onun nasıl biri olduğunu biliyorum ve emin ol, kolay kolay ölmez. Düşmanları gerçekten çok şanssız."
Angin kıkırdadı, ağabeyi gerçekten de öyleydi.
"Neyse, şimdi gitmem gerekiyor." dedi Voltra tuhaf bir şekilde gülümsemediği halde sesi neşeli geliyordu. "Yaşadığımı resmiyete dökmem gerekiyormuş, öyle dediler. Yani, sanırım Gur'latan'a uğramam gerek."
"Peki, sonra görüşürüz." Hafifçe el salladı ve az önceki çadırına geri döndü. Zaten o da Taufan'ı kontrol etmek istiyordu.
Zamanlaması mükemmeldi, ağabeyi uyanmıştı. Anladığı kadarıyla da... Çok sinirliydi.
"İyi... misin abang?" diye sordu tereddütle. Bu sinirle kendisine ne tepki vereceğini kestirmek mümkün değildi.
"Sence iyi miyim?" diye tersledi ağabeyim. "Sırtım ne kadar kötü biliyor musun? Ne bileceksin! Zaten her tarafta bir ses, bir tantana, kimse susmuyor ki uyuyayım... Gönül huzuru içerisinde dinlenemiyorum bile..."
Angin onun söylenme tarzını komik bulsa da, şimdi gülerse ağabeyinin kendisine fena halde kısacağını biliyordu, bu yüzden sessiz kaldı.
Kısa bir sessizlikten sonra ağabeyi, huysuzluğunu koruyan bir tonda, "Retak'ka'ya ne oldu?" diye sordu.
"Şey... Bilmiyorum." dedi Angin huzursuzca. "Galiba Voltra onu yendi..."
"Retak'ka onu kontrol etmiyor muydu?" diye mırıldandı Taufan düşünceli bir şekilde, sonra başını iki yana salladı. "Neyse, önemli değil. Ya o sapık süslü prenses?"
Angin ağabeyinin ne demek istediğini anlayamamış olmasına rağmen, dayanamayarak bir kahkaha patlattı. Zaten gülerken kimden bahsettiğini anlamıştı. "TAPOPS'a götürülmüş. Yaraları çok ciddiymiş."
"Tabii ki... Tam da ondan beklenecek bir şey." diye gözlerini devirdi Taufan.
Tekrar sessizleştikleri sırada, şifacılardan biri çadıra girdi ve Taufan'ın sargılarını yenilemesi gerektiğini söyledi. Angin onlara alan tanımak için çadırdan dışarı çıkarken, neşeyle ıslık çalıyordu. Her şey yoluna girmiş gibiydi... Tabii ağabeyi Beliung da iyileşirse...
Tam çadırdan çıktığı sırada, hafif bir rüzgar hissedince, Rüzgar elementini düşündü. Element artık tamamen ondaydı... Acaba bu hep böyle mi kalacaktı?... İtiraf ediyordu, Rüzgar elementini seviyordu ama elbette ki ağabeyi isterse onu verirdi.
Derin bir nefes aldı ve etrafa baktı.
Huzurlu...
Devam Edecek...
Karaladık bişeyler yine.
Evet, normalde Halilintar olarak tanıdığımız kardeş Thun! Thun ismine bayılıyoruuuuuuuuum
Rüzgar elementine gelince, normalde üçe bölünmüştü, çoğunlukla Beliung'a aitti, küçük bir kısmı da Taufan ile Angin'e aitti. Şuan'sa, Taufan'daki çok küçük kısım dışında tamamı Angin'de.
İletişim: mercan.tasarim11@gmail.com
Yorumlar
Yorum Gönder