Kayıtlar

Mart, 2025 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

LİES- BÖLÜM 2

/ Erin'in Gülü \ Lies 2: Belirsiz Yağmurlu bir günde yetimhanenin kapısı çalındı.   Yetimhanede çalışan genç kızlar kapıyı açtıklarında kimseyi göremediler; sadece bir bebek arabası...   Yetimhane annesi, otoriter ama bir o kadar da şefkatli bir kadındı, kendi yetiştirdiği genç kızları bir kenara iterek yavaşça bebek arabasının üzerindeki örtüyü kaldırdı.   "Ah..."   Kızlar nefeslerini tuttular. Bebek... küçük ve tatlıydı—özellikle başparmağını emme şekli. Ama onun etrafında belli bir... hava vardı. Henüz kavrayamadıkları bir aura.   Yetimhane annesi bebek arabasının içindeki mektubu fark edip açtı.   "Merhaba, burada gördüğünüz çocuğun adı Halilintar. Onu size emanet ediyoruz çünkü... Annesi ve babası yakın zamanda yüksek ateşten dolayı vefat etti. Gözlerinin kırmızı olduğunu göreceksiniz, lütfen telaşlanmayın. Bu genetik bir şey, dilerseniz araştırabilirsiniz. Kimlik bilgileri bebek arabasının içindeki kimlikte yazılıdır." "H...

HALİLİNTAR'S LİES

Bölüm 1: İlk açılış Halilintar bunu itiraf etmekten itinayla kaçınıyordu. Ama eninde sonunda itiraf etmek zorunda kalacağını da biliyordu. Kardeşlerine, onları aslında hiç sevmediğini söylemek zorundaydı. Evet, bu bir yalan ya da şaka değildi. Bu Halilintar'ın nankörce bulduğu için bastırdığı duyguydu. Bilirsiniz ya, Taufan gelir ve rastgele bir anda, "Hali, bizi seviyorsun değil mi?" diye sorardı. Halilintar'ın yüzü suçlulukla kıpkırmızı olurdu ve zorlukla, "Hayır..." derdi. Taufan her seferinde tsundere olduğuyla ilgili bir şeyler söylerdi ama asıl sebep bu değildi. Halilintar onları gerçekten sevmiyordu. ... Bir akşam, Halilintar odalarındaki çalışma masasında ödev yaparken, aniden ağlama isteğine kapıldı. Yutkundu. Geç olmuştu, herkes uykudaydı. Yani muhtemelen kimse duymazdı, ama Halilintar... Yakalanırsa ne diyeceğini hiç bilmiyordu. Ne, "Sizi sevmediğim için ağlıyorum" diyecek değildi ya! Ve sonunda, Halilintar dayanamadı. Başını kollarına ...

İN WHİTE- BÖLÜM 3

Bölüm 3: Hobiler Taufan ve Halilintar'ın hastanede ilk karşılaşmalarından bu yana belki iki, belki üç hafta geçmişti. Halilintar doğal olarak eski monoton hayatına geri dönmüştü. Ancak heyecan verici bir maceradan sonra bu hayatı sıkıcı bulmaya başlamıştı. Taufan'la geçirdiği zaman inanılmaz eğlenceliydi ve her zamanki gibi inanılmaz hızlıydı. Taufan yaşına göre çok bilgiliydi. Taufan kurnazdı, neşeliydi, hatta belki de empatikti ve— Halilintar durdu. Ne zamandan beri birisi için bu kadar heyecanlanıyordu? Bu gereksizdi! Taufan'ı sadece bir aydır tanıyordu. Aslında, onu tanıdığı bile söylenemezdi—sadece ismini biliyordu. Tamam, onun hakkında çok şey bildiği doğruydu. Hastanede otururken daha önce hiç duymadığı şeyler duymuştu. Daha doğrusu, duymuş ama hiç umursamamış olduğu şeyler. "Su kovasıyla ilgili o olaydan sonra annem bir hafta boyunca bilgisayarında korku filmi izlememi yasakladı!" Taufan hala hastanedeyken yaptıkları küçük sohbetleri hatırladı, "En ha...

İNTERDİMENSİONES İTİNERANTUR- 3

 3: Ventosus Locus Ⅱ Akşam yemeğinden sonra, yorgun olduğunu söyleyen ve odasına çekilen Halilintar yatmak için hazırlanıyordu. Geleneksel -ve kesinlikle rahat olmayan- kıyafetleri çıkardı ve bu sefer düzgünce odadaki tek kişilik koltuğun üzerine bıraktı. Daha sonra günlük ve kesinlikle çok rahat olan bir şeyler giydi. Eh, artık yatağına gömülebilirdi. Tabii her zaman giydiği çelik burunlu savaş botlarını çıkardıktan sonra (urgh, gerçekten ağırlardı, ayakları ağrıyordu). Ahh, kabarık yatağın içine gömülmeye bayılıyordu. Muhtemelen son derece kaliteli olan -belki de kuş tüyü- yatak ve battaniyenin içi çok rahattı. Burada hava, Malezya'ya kıyasla serindi, bu yüzden battaniye kullandığında sıcaklamıyordu (ah, soğuk onun için yeni bir deneyim sayılabilirdi). Eh, aslında fena bir şey değildi. Daha önce hiç kabarık bir battaniye kullanmadığı için ilginç bile denebilir— "Halilintar... Kapıyı açabilir misin? Burada... Görmen gereken biri var." Halilintar başını yastığına gömdü ve...

INTERDİMENSİONES İTİNERANTUR- 2

 Düzenleme: Prens Halilintar karışıklık olmaması için Thunderstrom olacak. Genellikle Thunder diye bahsedeceğim. 2: Ventosus Locus "Majesteleri, Prens Thunderstorm geldi." Prenses Emily kapı görevlisine eliyle kapıyı açabileceğini işaret etti ve işine geri döndü. "Bana bakmaya tenezzül bile etmiyorsun." Emily güldü ve başını çevirip, alaycı bakışlarla kendisini süzmekte olan Prense baktı. "Üzülüyor musunuz majesteleri? Yoksa değerinizi kaybettiğinizden mi korkuyorsunuz?" Prens Thunder kaşlarını çattı. "Bana şöyle hitap etmeyi kes. Resmi olmana gerek yok." Prenses masum bir ifadeyle başını yana eğdi. "Hmm? Ama krallığın kuralı bu değil miydi? Astlar, üstlerine majesteleri demek zorundadır. Baban da öyle demişti, seninle evlenene kadar sana asla adınla hitap etmemeliyim." Prens gözlerini kıstı. "Bu— bu kural babam hayattayken geçerliydi! Uf, her neyse... Ne yapıyorsun?" Prenses ciddileşti ve masanın üzerine açmış olduğu kitabı i...

LONG HAİR-1

Saçmalık yazmayı seviyorum.  1: Iman ve Taufan Halilintar bir süredir saçlarını kestirmiyordu. Gülme, gülme! Seni yakaladım okuyucu! Herkes kendi isteğine göre hareket eder, değil mi? Halilintar'ın saçını kestirmemek için iki sebebi vardı. Bir, bu gerçekten zahmetli bir süreçti— özellikle de saçını uzattığı için— ve Halilintar bu sürece girmektense, ölmeyi yeğelirdi. Model ve uzunluk seçmesi gerekiyordu. Üstüne üstlük -sanırım en çok hoşlanmadığı kısım buydu- kesim bittiğinde saçlarına fön çekiliyordu. Buraya okuyucu için küçük bir not düşeceğim: Halilintar'ın saçları şekillendirilmeye çok yatkındı. Parlak, yumuşak ve kesinlikle doğal bir şekilde, istediği tarafa kolaylıkla yatırabildiği saçlara sahipti. Ne var ki Halilintar saçlarını şekillendirmekten nefffret ederdi. Iman ne zaman ona tarakla yaklaşsa, huysuz bir kedi gibi hırlar ve tıslardı (oh, bu bir gerçek). İşte bu yüzden, Halilintar'ın saçları omuzlarına düşmeye başlamıştı— neredeyse. Dağınık bir görüntü oluşturacağ...

ELEMENTAL MASTERS/ELEMENTAL- 10. BÖLÜM

 10.Bölüm: Yeni bir Hayat "Ais, Blaze, uyanın. Geldik." Arabanın arka koltuğunda uyumakta olan iki çocuk, bu ses üzerine uyandı. "Hmm? Geldik mi anne?..." Üvey kardeşinin omzuna yaslanmış olan Blaze, gözlerini dahi açmadan mırıldandı ve sonra kaldığı yerden uyumaya devam etti (sorsanız Ais'ın uykucu olduğunu söylerdi. Hayır hayır, kendisi daha büyük bir uykucuydu— en azından beş yaşındaki haliyle). "Hmm... Bir de bana uykucu diyorsun..." Ais kardeşine biraz küçümseyerek baktıktan sonra, onu kendinden uzaklaştırdı ve hafifçe tekme attı. "Kalk Blaze..." "Ha, ne? Geldik mi?" Blaze doğrulurken, kafası karışmış bir şekilde etrafa baktı. Uykudan yeni kalkmış haliyle çok dağınık ve buna rağmen sevimli görünüyordu. Ais arabadan söylenerek inerken, başını iki yana salladı. "Evet, geldik. Ben bile uyandım ama sen uyumaya devam ediyorsun." Blaze ona suratını astıysa da, iki saniye sonra durdukları sokağı incelemeye daldığı için bunu ...

İN WHİTE- BÖLÜM 2

  Bölüm 2: Nasıl? Sabahın ilk ışıkları Halilintar'ın odasının penceresine vuruyordu. Güzel bir gündü, sıcak ama ferahlatıcı. Ama perdelerini tümüyle örtmüş olan Halilintar, bu güneşten habersizdi (ve belirtmek gerekir ki, bundan pek de memnundu). Öte yandan Satriantar çoktan uyanmış ve hazırdı. Her zamanki gibi saçlarını ördü ve giyindi. Geriye sadece Halilintar'ın uyanık olup olmadığını kontrol etmek kalmıştı—ya da uyanık değilse onu uyandırmak. Sonra gidebilirlerdi. Halilintar her zamanki gibi odasının kapısını tekrar kapatmıştı—kendisine yapmamasını söylemesine rağmen. Ona sorsanız beş yaşındaydı ama huysuz bir genç gibi davranıyordu. (Satriantar bu düşünceyle yorgun bir şekilde iç çekti.) Odaya girdiğinde, bir kez daha iç çekmesine neden olan bir manzarayla karşılaştı. Etrafa saçılmış giysiler -en azından atılmamış- etrafa dağılmış oyuncaklar ve içlerinden küçük bir kafanın göründüğü dağınık yatak örtüleri. Halilintar çok dağınık bir çocuktu ve düzenli bir kadın olan Satria...